Şiddete Dur Diyelim, Krizin Faturasını Ödemeyelim

Türkiye’de kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nü daha zorlu koşullarda karşılıyor. Krizle birlikte artan yoksulluk, kadınlara daha fazla şiddet olarak dönüyor. Kadınlar açlık, göç ve insan ticaretiyle karşı karşıya.

Şiddet; ağırlaşan yaşam koşullarıyla, ücret eşitsizliğiyle, haksız işten atmalarla, esnek ve güvencesiz çalışma dayatmasıyla katlanarak artıyor. Yoksulluk ve kriz nedeniyle yaşanabilecek patlamalara “aile”yi ayakta tutarak engel olmaya çalışan iktidar, kadınların haklarına göz dikiyor: Çocuk yaşta evlilikler özendiriliyor, kolaylaştırılıyor, nafaka hakkı gasbedilmek isteniyor, boşanma zorlaştırılıyor, arabuluculuk ve telkinle şiddet meşrulaştırılıyor.

Kadın cinayetlerinin 14 yılda 4 kat arttığı ülkemizde, iktidarın en tepedeki temsilcisinin “fıtrat”tan söz etmesi, eşitlikten “ambalaj” diye bahsetmesi elbette şaşırtıcı değildir. Aksine, kadınlara yönelik şiddet, tecavüz ve kadın cinayetlerindeki artışın tesadüf olmadığının bir ifadesidir.

Bugüne kadar kadınların hiçbir eşitlik talebi için mücadele etmemiş, iktidarın kadını aileye hapseden politikalarını meşrulaştırmaktan öteye gitmemiş, hiçbir şekilde kadın hareketini temsil etmeyen KADEM’in düzenlediği Kadınlar ve Adalet Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı, “Bazıları eşit eşit diyor da, 100 metreyi erkekle kadın koşsunlar, bu adalet olur mu?” diyor.

Her gün sabah evden işyerine giden yolda tacize tehdidiyle yürüyen, işyerinde 10-12 saate varan çalışma süreleriyle ter döken, bütün gün aile büyüklerine, komşulara, sıbyan mekteplerine bıraktığı çocuğunun başına bir şey gelir mi kaygısıyla çalışan, işyerinde bandın hızına yetişmek, performans kriterlerini karşılamak için tuvalete bile dakika tutularak gönderilen, işten eve döndüğünde evdeki işlere koşturan milyonlarca emekçi kadına “Seni erkeklerle eşit mi yarıştıracağız” demek adalet midir? İşyerinde emeği sömürülen, evde aile için karşılıksız çalışan kadınlar, Erdoğan’ın bahsettiği 100 metre yarışına zaten eşit koşullarda başlamadığı gibi, erkeklerden daha hızlı, hatta ölümüne koşturuluyorlar. Bu yüzden “eşitlik”ten yoksun bir “adalet”ten bahsedilemez. Nitekim rakamlar eşitsiz koşulların yarattığı şiddeti gözler önüne seriyor:

Erdoğan’ın tek adam yönetimi, ekonomik krizin tüm yükünü emekçilere yıkarken kadınlara özel ve ayrı bir “görev” biçiyor. Çünkü, 2019 yıllık planında da görüldüğü gibi, krizin yıkıcı sonuçlarını aile içerisinde çözmek istiyor. Zamlarla, yüksek enflasyon ve işsizlikle derinleşen krizi göğüslemenin lokomotifi olarak aileyi, krizin yarattığı angaryanın taşıyıcısı olarak da kadını gösteriyor.

Kriz dönemlerinde kadına yönelik şiddetin her türlüsünün arttığı biliniyorken, boşanmayı zorlaştırmanın kadınları bu şiddet döngüsüne hapsetmek dışında bir anlamı yoktur. Nitekim, Türkiye’de kadınların yüzde 36.4’ü şiddet nedeniyle boşanıyor. “Kadın, ailenin hem ayrılmaz bir parçası hem de lokomotifidir” söyleminin altında yatan gerçek, aileye kriz, kadına kölelik vadediyor.

Erdoğan, kadınların yüzyıllardır sürdürdüğü mücadelelerin en önemli gündemi olan eşitlik talebini halk nezdinde yıpratmak için, emperyalist kapitalist sistemin “eşitlik” söylemindeki ikiyüzlülüğü istismar ediyor. Halkın emperyalist ülkelere ve kurumlara karşı duyduğu öfkeyi kadınların haklarını ve eşitlik mücadelesini yok saymanın bir vesilesi haline getirmeye çalışıyor. Ama kadınlar kapitalist-emperyalist sistemin ikiyüzlü eşitlik söylemine de iktidarın eşitliksiz adalet dayatmasına da boyun eğmeyecek! Her yıl olduğu gibi bu yıl da 25 Kasım’da tüm dünyada ve Türkiye’de, eşit ve özgür bir yaşam için, şiddetsiz bir gelecek için dayanışma içinde sokağa çıkacaklar.

Avrupa’da eşit ücret mücadelesi veren, Latin Amerika’da kürtaj yasağına, tırmanan şiddete ve faşist gericiliğe karşı direnen, Afrika’da iç savaşlara ve cihadistlere karşı barış ve demokrasi için savaşan, Asya’da kayıt dışı sömürülen emeği için örgütlenen, ABD’de tüm dünya kadınları adına emperyalist Trump saldırılarına karşı sokakları dolduran tüm kadınları Emek Partisi adına selamlıyorum.

Ülkemizdeki kadınları krizin faturasını ödememek ve angaryasını yüklenmemek için, ekonomik, psikolojik ve fiziksel şiddet döngüsünü kırmak için mücadeleye çağırıyorum. 

Yoksulluğun, Sömürünün ve Şiddettin Karşısında Haklarımız ve Hayatlarımız İçin Bir Aradayız!

Yaşasın Kadın Dayanışması!

SELMA GÜRKAN

Genel Başkan

TEILEN