Tek Adam Yönetimi Salgının ve Krizin Yükünü İşçi Ve Emekçilerin Sırtına Yıkıyor İzin Vermeyelim!

Koronavirüs salgını, durgunluğa doğru sürüklenen dünya ekonomisinde büyük bir daralmaya neden olurken, Türkiye ekonomisi, mali bir çöküşle de birleşerek derinleşen bir ekonomik kriz sürecinden geçiyor. Başta IMF olmak üzere uluslararası finans örgütleri dünya kapitalizmi açısından durumun ciddiyetine dikkat çekerken, Türkiye, Arjantin vb. birçok ülke ekonomisinin iflasın eşiğinde olduğunu söylüyorlar. “İsteyene kredi vermeye hazırız” diyerek, emperyalist bağımlılık, sömürü ve yağmayı derinleştirmek için ellerini ovuşturuyorlar.

Mevcut koşullarda Erdoğan ve hükümetinin, Türkiye’yi kuşatan bu krizin tahribatını ötelemek için kullanabileceği araçlar oldukça sınırlıdır. Şimdiye kadar emperyalist ülkeler arasındaki çelişkilerden yararlanarak yürüme yolunu seçen tek adam yönetiminin, ekonomik ve politik alanda yaşadığı sıkışmışlığı aşmak üzere ABD ve AB ile yakınlaşma hamleleri de istediği sonucu vermemektedir.

Türk lirasındaki aşırı değer kaybı, döviz rezervlerinin mali külfeti karşılayamayacak kadar sıkışması, karşılıksız para basma ve daha fazla borçlanma sarmalı, tarım sektöründeki yıkım vb. olgular, Türkiye ekonomisinin daha ağır bir krize doğru ilerlediğinin somut göstergeleridir. Halk sağlığı söz konusu olunca alınacak önlemlerin maliyet hesabını yapan siyasi iktidarın erken bir “normalleşme” süreci başlatarak ekonomiye can suyu verme arayışının da tabloyu düzeltmeyeceği, aksine daha da ağırlaştıracağı aşikardır. 

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hükümet ve sermaye güçleri koronavirüs salgını sonrası ekonomiyi ve siyaseti yeni koşullara göre dizayn etmenin hesabını yapmaktadır. Bu hesap kapsamında Koronavirüs salgını ile ekonomik krizin birbirini beslemesiyle ağırlaşan faturanın işçi ve emekçilere kesilmeye devam edeceği konusunda ise en ufak şüpheye yer yoktur. Çarklar yerli ve yabancı tekellerin, yandaş kapitalistlerin çıkarları için dönecek, sömürü yoğunlaştırılacak ve yola böyle devam edilecektir.

Öte yandan, tahrip edilmiş sosyal güvenlik sistemlerinin, özelleştirilmiş sağlık hizmetlerinin ve sağlıkta neoliberal dönüşümün sınandığı salgın ortamında dünyada ve Türkiye’de işçi ve emekçiler nezdinde bu politikalar açıkça sorgulanmaya başlanmış; sağlık, sosyal güvenlik, insanca yaşayacak gelir, iş ve güvenli gelecek talepleri yakıcı hale gelmiştir. Salgının büyüttüğü huzursuzluk karşısında güçlü ve talepleri bilenmiş olarak kitlesel mücadelelerin gündeme gelmesi dünya egemen sınıflarının en büyük korkusudur.

Türkiye’de de benzer süreçleri işleten tek adam yönetimi, salgın süreci ve ekonomik kriz koşullarını sözde “Türkiye’nin yerli ve milli yeni zaferleri” için fırsata çevirmek için çalışmaktadır. Gerçekte ise amacı gerici-faşist bir politik sistemi inşa etme yolunda yeni adımlar atmaktır. Salgın gerekçesi ile demokratik hakların budanması, sendikal haklara, örgütlenme hakkı ve siyasal özgürlüklere, düşünce ve basın özgürlüğüne yönelik yeni kısıtlamalar ve doğrudan Erdoğan’ın ağzından yapılan yeni tehditler, HDP’den sonra CHP yöneticileri ve belediyelere baskılar, barolara, TMMOB gibi meslek örgütlerine müdahale hazırlıkları, her türlü politik eleştirinin, muhalefetin “terör destekçisi”, “darbeci”, “milli değildir” gibi suçlamalarla, gözaltı ve tutuklamalarla bastırma girişimleri bunun somut göstergeleridir.

Hem dünyadaki hem de Türkiye’de içine girdiğimiz söylenen “yeni normal”, sömürüde engel tanımayan daha baskıcı ve gerici siyasi rejimlerin tahkimidir. Bu bakımdan salgın sürecinde sürü bağışıklığına bel bağlamış iktidarların kendisi artık bir halk sağlığı sorunu haline de gelmişlerdir.

1 MAYIS’IN GÖSTERDİĞİ

İktidarın baskıları ve müdahaleleri, ekonomik kriz ve salgının işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşama koşullarında yarattığı yeni sorunlarla girilen 1 Mayıs haftasında yapılan kutlamalar, bu tablo karşısında halkın ve ülkenin geleceği açısından umut vermiştir.

1 Mayıs’ı, işçi ve emekçiler, en yaygın işyeri kutlamalarıyla, bu yılın özgünlüklerini de katarak dile getirdikleri taleplerle ve 1 Mayıs’ın sadece belli siyasal kesimlerin değil, işçi sınıfı ve emekçilere ait enternasyonal bir gün olduğunun bilinciyle kutlanmıştır. Koşulların tüm kısıtlılığı ile birlikte sendikal bürokrasisinin yasak savma taktikleri ve iktidarla el ele engelleme girişimlerine rağmen 1 Mayıs ülke genelinde coşkulu bir şekilde kutlanmıştır. 

Partimiz 1 Mayıs çalışmalarını “Nerede olursak olalım; fabrikalarda, işyerlerinde ve balkonlara 1 Mayıs her yerde” sloganı ve çağrısıyla yürütmüş ve işçi ve emekçileri bulundukları fabrikalarda, işyerlerinde, mahallelerde fiziksel mesafe kurallarına uyarak taleplerini yükseltmeye ve birlik olmaya çağırmıştır. Mücadeleci sendikaların ve meslek örgütlerinin ve asıl olarak da fabrika ve işyerlerindeki ileri, mücadeleci, sınıf bilinçli işçi ve emekçilerin çağrı ve çalışmaları, 2020 1 Mayıs’ının yaygın ve kitlesel olarak kutlanmasında etkili olmuştur.

İşçi ve emekçiler bu 1 Mayıs’ta tek adam yönetimi ve sermaye güçlerinin politikalarına karşı insanca çalışma, insanca yaşam ve yeni bir düzen arayışı talebiyle, birlik, mücadele ve dayanışma içerisinde yanıt vermişlerdir.

HİÇBİR ŞEYİN ESKİSİ GİBİ OLMAMASI İÇİN

Erdoğan hükümeti, koronavirüs salgını sonrasında dünyanın eskisi gibi olmayacağını söylerken temsil ettiği tekelci burjuva kliğin çıkarlarını gerçekleştirme potansiyelinin artacağına dair bir beklentiyi dile getirmektedir. Oysa işçi ve emekçi sınıflar açısından da dünyanın eskisi gibi dönmekte zorlanacağı bir sürece girilmektedir.

Salgın sırasında sürü bağışıklığına terk edilen, “kendi önleminizi kendiniz alın” denilerek sürecin bütün yükü üzerlerine yıkılan işçi sınıfı ve emekçiler nasıl bir muameleye maruz bırakıldıklarını eskisinden daha ileri düzeyde görme yolunda ilerliyor.

Bilimi ve aklı değil, sömürü ve baskı düzeninde kendi sınıf çıkarlarını önceleyen Erdoğan yönetimi hangi baskıcı tedbirlere başvurursa başvursun birlik, mücadele ve dayanışma günlerini işyerlerinde, fabrikalarında, mahallelerinde kutlayan işçilerin, sömürülen ve ezilen bütün emekçi halk kesimlerinin mücadele ve örgütlenmesi, memleketin gerçek kurtuluş umududur.  

Partimiz bütün işçi ve emekçileri bu umudu büyütmeye çağırıyor.

Emekten, barıştan, demokrasiden yana bütün güçleri de birlikte hareket etmeye, yerel ve merkezi düzeyde demokratik mücadele ittifakını güçlendirmeye çağırıyor.

EMEK PARTİSİ

MERKEZ YÜRÜTME KURULU – Mayıs 2020
TEILEN