UNUTMUYORUZ, AFFETMİYORUZ, VAZGEÇMİYORUZ

Sadece geçtiğimiz Mart ayında 21 kadın öldürüldü. Haziran ayının ilk haftasını İstanbul, Ankara, İzmir’den peş peşe gelen kadın cinayetleri haberleri ile bitirdik. 1 Haziran’dan itibaren en az 7 kadın cinayeti işlendi, 7 kadın da şüpheli şekilde öldü.

Salgın sürecinde kadına ve çocuğa karşı şiddet tüm dünyada hızla tırmanırken, Türkiye’nin de imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi Taraftarı Komitesi 20 Nisan’da Covid-19 Pandemi sürecinde sözleşmenin uygulanmasına ilişkin imzacı devletlere  yönelik birtakım eylem ve önerileri içeren bildiri yayınladı. Dünyada kadına karşı hızla yükselen şiddete ilişkin eylem planları tartışılırken, şiddeti önleme ve cinsiyet eşitsizliği bakımından toplumsal bir dönüşümü esas alan ve imzacı devletlere somut görevler veren İstanbul Sözleşmesinin önemi daha da ortaya çıktı. Türkiye’de ise sözleşmeyi uygulamak bir yana, sözleşme ‘aile yapısına atılan bomba’ olarak tanımlanarak hedef tahtasına konuldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan sözleşmeyi tekrar gözden geçireceklerini söylerken yandaş basında artan kadın cinayetleri yerine onu durdurmayı hedefleyen sözleşme tartışıldı. İstanbul Sözleşmesinin imzalanması akabinde düzenlenen 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunla kadınlara fazla haklar verildiği tartışması yürütüldü. Kadınların ve kamuoyunun kitlesel tepkileri sonucu geri çekilençocuk istismarcılarının affına yönelik yasa salgın sürecinde tekrar gündeme getirildi.

                      DEVLET KADINLARIN YAŞAM HAKKINI KORUMUYOR

İktidara geldiği günden bu yana adım adım kadınların haklarını törpüleyen, ayrımcı politikalarla birlikte bir nefret dili inşa eden AKP hükümeti, en temel insan hakkı olan yaşama hakkını korumuyor. Kadınlar “ölmek istemiyorum, beni öldükten sonra mı koruyacaksınız?” diyerek sesini devlete, kolluk kuvvetlerine  duyurmaya çalışıyor. Öldürülen kadınların cebinden savcılığa yazdıkları koruma talepli dilekçeler çıkıyor.

Kadın cinayetleri artarken, şüpheli kadın ölümleri de artıyor. “İntihar etti” denilen kadınların sistematik şiddete maruz bırakıldıkları, bu şiddetin sosyal medya ortamında açık açık yayınlandığı ortaya çıkıyor. Kadınların şüpheli ölümlerinde apaçık ortada duran soruların cevaplanması için hiçbir adım atılmıyor. Her gün bir kadın isminin yanına eklenen “Ne oldu?” sorusu, sistemin kadın düşmanlığını ve şiddet kollayıcılığını ortaya serecek bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Etkili soruşturma, kovuşturma, adil yargılama ve suçu önleme görevi olan devlet susuyor. Konuştuğunda da “Etkili önlemlerimiz sayesinde kadına yönelik şiddet azaldı” diyor; basında yer alan kadın cinayetleri haberlerinin sayısından bile daha az rakamlarla sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor.

İNANDIĞINIZ DEĞERLER KADINI ŞİDDET DOLU HAYATLARA MAHKUM EDİYOR

Kadın düşmanı politikalar ve pratikler toplumsal yaşamda eşitsizlik, şiddet ve ölüm olarak kadınlara geri dönüyor. Buna  ses çıkaran, itiraz eden her kesim ise düşmanlaştırılarak  karşısına aile yapısının ‘kutsallığı’ ile örf ve adetler çıkarılıyor. Geçtiğimiz günlerde kadınların; ayrımcı, cinsiyetçi ve kadını aşağılayan sözlerekarşı başlattığı ve çığ gibi büyüyen sosyal medya kampanyasının hemen ertesinde yönetim kurulunda  Sümeyye Erdoğan’ın da yer aldığı KADEM kampanyayı ‘inandığımız değerlere aykırı bir boyuta varmıştır’ diyerek eleştirebiliyor.

Ortaya çıkan tablo şudur ki; kadına karşı şiddete, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı ses çıkaranlar, bunun değişmesi için mücadele edenler ile bazılarının değerleri uyuşmuyor.

Somalı işçilerin ölümüne “fıtrat” deyip, isyan edene tekme atanlarla, kadınların yaşamlarını dar eden erkek egemen baskılara “değer” diye sahip çıkıp, kadınların eşitsizliğe, şiddete ve baskıya isyanına öfke duyanların aynı kaynaktan beslendiğini biliyoruz. Affetmiyoruz.

Öldürülen kadınların çığlıklarını unutmuyor, kadınlar ve kız çocukları öldürülür ve yaşamdan koparılırken ses çıkarmayanların, kadınlar birlikte hareket etmeye başladığında önlerine geçmeye çalışmasını affetmiyor, bu düzenin değişmesi için yan yana omuz omuza daha güçlü mücadele edeceğimizin sözünü bir kez daha veriyoruz.

ŞÜKRAN DOĞAN

Genel Başkan Yardımcısı

TEILEN