Virüs Değil, İktidarın Halk Karşıtı Politikaları Öldürüyor.

Hükümetin ilan ettiği tam kapanmanın 2.nci gününde Hatay, İzmir, Mersin gibi farklı illerden 7 insan yoksulluktan ve çaresizlikten intihar etti. Turizm gelirlerini ve çarkların dönmesini, sermaye kesimin çıkarlarını ve karlarını dert edinen iktidar bu kapanma döneminde yurttaşların ne yiyip ne içeceğini, nasıl yaşayacağını dikkate bile almamıştır. Tekellere aktarılan milyonların, milyarın yanında işçi, işsiz, üretici köylü, küçük esnaf açlığa ve sefalete mahkûm edilmiştir.  Cumhurbaşkanı ihtiyacı olanlara 1000’er lira verileceğini marifetmiş gibi duyurdu, kendileri 1000 lirayla nasıl geçinilirmiş bir gösterseler de yurttaşlarda bu parayla nasıl geçinileceğini görse. 

Hükümetin salgınla mücadele adına aldığı hiçbir kararın salgınla mücadelede karşılığı yokken, salgından 1 günde ölen yurttaşlar 400’e ulaşmış durumda. Salgının öldürdüğü yetmiyormuş gibi işsizlikten, yoksulluktan çıkmaz içine giren, borçlarını ödeyemediği için çaresiz kalan, çoluğunu, çocuğunu geçindirecek geliri elde edememenin verdiği yıkımla yurttaşlar intihar ederken, yenilenen TBMM yemekhanesinin tanıtımında Binali Yıldırım 550 çeşit yemek çıkarıldığıyla övünürken bu kadar seçenekten yemek seçmenin zorluğunu kendine dert etmekte.

AKP iktidarının salgın politikası virüsten, ekonomi politikaları işsizlik, yoksulluk ve borçluluktan yurttaşları öldürüyor. İstihdam politikalarında işçiler işçi cinayetlerinde, kadın politikaları neticesinde kadınlar, kadın cinayetlerinde can veriyor.

Kapitalist düzen işçi ve tüm emekçiler için yıkım düzeni anlamına geldiği gibi bu sistemin iktidarlarından olan AKP hükümeti de yoksulluktan, yolsuzluktan, yasaklardan, baskı ve şiddetten başka politika tanımıyor, tercih etmiyor.

Elbette işçi ve emekçilerin karşılaştıkları sorunlara çözüm intiharı, ölümü tercih etmek olamaz, olmamalı. Durumu değiştirecek güç işçinin, emekçinin örgütlenmesinde ve mücadelesindedir.   Bunca biriken ekonomik, sosyal sorunların, siyasi baskıların yaratacağı öfkeyi ve tepkiyi pandemi gerekçelerine sarılarak bastırabileceğinin hesabını yapıyor iktidar. Ancak elbette bu hesabı boşa çıkaracak mücadele dinamikleri de birikiyor, bu gidişatı değiştirecek olan da işçinin, emekçinin biriken öfkesi ve mücadele iradesi olacaktır.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü vesilesiyle bütün basın emekçilerini selamlıyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

SELMA GÜRKAN

Genel Başkan Yardımcısı

TEILEN