YEP, Krizin Yükünü Tüm Halka Yıkma Planının Belgesidir

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve çeşitli düzeylerden devlet yetkilileri Türk lirasının değer kaybı ile başlayan kriz sürecini “dış güçlerin oyunu” olarak tanımlamaktan “kriz yok, psikolojik sorun var” sözleriyle inkar noktasına gelirken, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Yeni Ekonomi Programı (YEP) adıyla sunduğu orta vadeli program ülkenin hızla krize yuvarlandığının ikrarı olmuştur.

AKP nasıl izah ederse etsin ülke ekonomisinin kriz sürecine girmesinin temel nedeni bağımlı kapitalist sistem ve onun en kararlı savunucusu olan Erdoğan hükümetinin izlediği ekonomi politikalarıdır. İktidar olduğu ilk günden beri Erdoğan, kendisinin ve arkasındaki kapitalistlerin çıkarlarının dışında hiç bir şey düşünmemiş ve hep bu uğurda çalışmıştır. Şimdi de, bu süreçten en az kayıpla çıkmanın ve hatta krizi kendisi için bir fırsata çevirmenin hesapları içindedir. YEP böyle bir ihtiyacın ürünüdür.

3 yıllık bir süre için hazırlanan YEP, önümüzdeki aylar için, ekonominin daha fazla küçülmesi, sanayi üretiminin daha da düşmesi, yüksek cari açık, enflasyon artışı ve yüksek işsizlik öngörmektedir. Bu program Türkiye’nin bir kriz sürecine girdiğini açıkça ilan etmiş ve önümüzdeki süreçte halkın yaşayacağı sıkıntılar da “müjdelenmiştir.”

Genel olarak ekonominin, özel olarak da kamu maliyesi ve istihdamın yakın geleceği için çizilen yol haritası, krizin yükünün emekçi sınıflara nasıl yıkılacağını özetlemektedir.

YENİ EKONOMİ PROGRAMI TEKELLERE FIRSAT, HALKA İŞSİZLİK VE YOKSULLUK BELGESİDİR.
Bu ekonomi programıyla fırsata çevrilen kriz kapsamında sermaye sınıflarına armağan edilen; teşvikler, kıdem tazminatının kaldırılması, esnek ve yarı zamanlı çalışmanın yaygınlaştırılması, ücretlerin dondurulması, sosyal masrafların kısılmasıdır. Emekçi sınıflar ise bütün bu tarihsel kazanımlarından yoksun bırakılacaktır. Yine halktan kaynak sağlamak üzere getirilen ve bireysel emeklilik sigortası olarak adlandırılan zorunlu BES kesintilerinin kalıcılaştırılması veya 2 aylık ayrılma süresinin programın uygulama süresine kadar uzatılması demektir.

Halktan tasarruf adına istenen de bu yoksunlaştırma ve yoksullaştırmaya razı olmaları, ülkenin ve devletin bekası adına sessizce katlanmalarıdır. Oysa “itibardan tasarruf olmaz” diyenler, kendilerine saray üstüne saray inşa etmekte, lüks uçaklardan tasarruf etmemekte, parasızlık ve işsizlikten intiharların arttığı bu koşullarda lüks içindeki hayatlarının kamuoyuna servis edilmesinden rahatsızlık duymamaktadırlar.

Tasarruf sadece emekçilerden istenen bir fedakârlıktır. Halk, eğitim ve sağlık hizmetlerini almak için ödemek zorunda kaldıkları yüksek bedele, kamusal hizmetlerin piyasalaştırılmasına, işsizliğe, güvencesizliğe rağmen itiraz etmeden bu fedakârlık seferberliğine katılmalıdır. Aksi taktirde çalışma koşullarına itiraz ettikleri için tutuklanan 3. Havaalanı işçilerinin durumundan bir ders çıkarmalı ne kadar ezilirlerse ezilsinler şikayetlerinin psikolojik bozukluklarının sonucu olduğuna ikna olmalıdırlar!

YEP’in yüksek cari açığın kapatılması için önerdiği piyasalaştırmanın en dikkat çekici alanları sağlık turizminin geliştirilmesi ve “milli birlik projesi” bağlamında yerli ürün tüketiminin teşvikidir. Sağlık hizmetlerinin ticari bir meta haline getirilmesinin muhtemel sonuçları Yap İşlet Devret mantığıyla kurulan şehir hastanelerine devlet hamiliğinde hasta garantisi verilmesi gibi insan sağlığının ekonomik çıkara feda edilmesidir.

Öte yandan AKP’nin 16 yıllık iktidarı boyunca tarım sektöründe ülke artık bir çöle dönüştürülmüştür; bütün tahıllar, sebze ve meyveler, hatta saman bile dışarıdan ithal edilir hale gelmiştir. Tüketilecek yerli bir ürün kalmamıştır.

Kriz gerekçe gösterilerek işten atmalar başlamış, işçiler fabrika kapatılırsa işsiz kalacakları tehdidiyle sefalet ücretlerine mahkûm edilmeye başlanmış, ücretsiz ya da zorunlu izinler çoğalmış, TİS’lerin akamete uğratılması da gündeme alınmıştır. Çarşı-pazar fiyatları ise halkın cebini yakmaya çoktan başlamıştır. Yeni zamlar, dolaylı-dolaysız vergiler yoldadır.

Bu krizin nedeni işçi ve emekçilerin sahip olduğu haklar ve ücretler değildir. Bunlar zaten son 16 yılda oldukça budanmıştır. Devletin tekellere ödemeyi taahhüt ettiği borç da TOBB Konsey Başkanı Necdet Takva’nın dediği gibi 81 milyonun borcu değildir. Dolayısıyla bu borçlar halka yüklenemez. Kim borçlandıysa bu borçları o ödeyecektir.

Emekçilerin cebindeki üç kuruşa da göz dikerek fedakârlık çağrısına, krizin faturasının halka yüklenmesine karşı verilecek yanıt Makel, Mercedes, Üçüncü Havaalanı işçilerinden, Cargill ve Tüpraş işçilerinden gelmiştir. Bu yanıtların çoğalacağından hiç kuşkumuz yoktur. Kriz işçi ve emekçilerin birleşik mücadelesini büyütmek için de olanakların büyüdüğü bir zemindir ve emekçiler bütün kayıplarını bu sayede geri alabilecek, yeni kazanımlar elde edebileceklerdir.

Bu bağlamda; ücretlere, zamlar ve kur oynamaları tarafından eridiği için ek zamlar yapılmalı, asgari ücret açlık ve yoksulluk sınırları dikkate alınarak belirlenmeli, temel tüketim mallarının fiyatları dondurulmalı, işten atmalar yasaklanmalı, kapanan, iflas eden, konkordatoya giden işletmelerde işçi alacakları öncelikli olmalıdır. Bu taleplerin karşılanması, kayıpların telafisi ve asgari bir refah için alınması zorunlu önlemlerdendir.

İşçi ve emekçiler bu taleplerinden vazgeçmeyeceklerdir. Çünkü yaşama ve çalışma koşullarını tehdit eden, zorlaştıran politikalar ancak ortak mücadele ile bertaraf edilebilir.

Partimiz de bu mücadelenin büyümesi ve güçlenmesi için bütün gücüyle çalışacaktır.

SELMA GÜRKAN
Genel Başkan

TEILEN