Yerel seçimler ve “sol”daki bir tartışma üzerine

İstanbul başta olmak üzere büyük kentler özgülünde “ülke genel seçimleri” etkisinde gerçekleştirilen “Yerel seçimler”de, “Sol”un değişik kesimleri arasında, izlenen ya da izledikleri seçim taktiği dolayısıyla yapılan tartışmalar çeşitli platformlarda ve yayın organlarının sayfalarında devam ediyor. Küçükburjuva solculuğu ve anarşizan-yarı anarşizan çevreler adına yapılan “analiz” ve açıklamalarda, “yerel seçimlerde CHP’nin başını çektiği millet ittifakı”nı “destekleyen sol”, işbirlikçilik ve uzlaşmacılıkla suçlanarak burjuva politikasının hiçbir biçimiyle ve burjuva politik partilerin hiçbiriyle “hiçbir şekilde ve hiçbir koşulda aynı cephede” olunamayacağı ya da durulamayacağı ileri sürülmektedir.

Bilinen, ancak “bitmeyen” bir tartışma sorunudur. Tarihsel çok sayıdaki örnekler üzerinden de sürdürülmüştür. En ünlü tarihsel örneği, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanmıştır. Aslında tümü sosyalizm düşmanı ve sosyalizmin S.B.’de inşa edilmesine son verilip tasfiyesini gerçekleştirme hedefine sahip olan emperyalistler; dünyanın pazar ve etki alanları olarak paylaşılması kavgasından bağışık olmayan gelişmeler çerçevesinde, birbirleriyle rakip ve karşıt cephelere bölünmüşler; İngiliz, Fransız ve Amerikan emperyalistleri, “bir Avrupa ve dünya imparatorluğu kurmak” hedefiyle de bağlı Hitler faşizminin dünyayı kana boğma politikası karşısında, SSCB ile aynı cephede değilse de “aynı tarafta durmak” zorunluluğuyla karşı karşıya gelmişlerdir.

Mali sermaye ve tekellerin hakim olduğu kapitalist dünyanın emperyalist ülkeleridirler. Kendileriyle aynı iktisadi temele sahip Alman emperyalizmi başta olmak üzere faşist-militarist “kamp” ile (Hitler Almanyası, Mussolini İtalyası ve Japonya) sömürgelerini kaybetme tehlikesiyle kalmayıp “anavatan”larında da tehdit altına girme nedenli çatışmanın eşiğine gelmişlerdir. SSCB ise dolaysız işgal saldırılarıyla yüz yüzedir. Sosyalist SSCB’nin yöneticileri, burjuva demokratik “kamp” ile faşist-militarist “kamp” arasındaki bu çelişkilerden yararlanmak üzere ilk gruptakilerle ittifak politikası izlerler. Her devlet “kendi olarak” vardır ve karşılarındaki büyük tehdidi püskürtüp bertaraf etmek için namluların ucunu aynı hedefe çevirirler. Bir sonraki adım karşı karşıya gelen düşmanlar olmadır ve bütün taraflar hazırlıklarını buna göre sürdürürler. Ne ki belirli tarihi koşulların ürünü olarak ortaya çıkmış olan “ortak düşman”a darbe vurmuş olmak hepsinin yararınadır.

Diğer yandan her biri ve hepsi burjuva sınıf diktatörlükleri olmalarına rağmen faşizm ve burjuva demokratik yönetim biçimleri arasında ayrım yapma gerekliliği gibi, tekelci sermayenin çıkarlarını temsil eden burjuva partilerinin faşist ve faşist olmayanları da bir ayırt etmeyi gerekli kılar. Hepsine ve her koşulda burjuva düzenin güçleri olmaları hesabıyla mutlak biçimde aynı tutum alınması, politika bilmezlik olur.

İşçi sınıfı ve partisi, içinde bulunulan koşullarla bağlı olarak faşizm ve burjuva demokrasisi(ikisi de burjuva diktatörlüğünün biçimleridirler) arasındaki farklılıkları gözardı eden mekanik ve sekter politikayı reddeder. Aynı şekilde tekellerin ve temsilcilerinin kendi çıkarlarınca belirlenen rekabet ve kavgalarına taraf olmayı ve yedeklenmeyi de mahkum eder.

Bu ama, belirli koşullarda faşist odağa, cepheye, ya da faşizmi tesis etme politikalarına karşı, onunla çelişkiye düşen, kısmi ve biçimsel bir karşıtlık içinde olan burjuva kesimlerle “aynı hedefe vurma” politikasını dışlamaz. Türkiye’nin 2019 yerel seçimleri çok farklı tarihsel koşullarda, uluslararası ve ülke koşullarının belirli özgün özellikler gösterdiği bir dönemde gündeme geldi. Ülkenin bu durum ve dönemini O büyük savaşın koşullarıyla kıyaslamak ne ahlâki, ne de mümkündür. “Cumhur İttifakı” ile “Millet İttifakı”nı oluşturan partilerin tümü burjuva ve sermaye partileri olup kapitalist sömürüyü ve burjuva devlet iktidarını sahiplenen, savunan ve korumaya çalışan partilerdir. Onların politikalarına yedeklenilemez ve yedeklenilmemiştir. Büyük tehlikenin savuşturulması önceliğinden hareketle başkaca tehlikelerin unutulması söz konusu değildir. Unutulmamalıdır ki, sömürü düzenini karşıya almayan ve burjuva çıkarlarını ifade eden politik parti ve çevrelerin hiçbiriyle hiçbir koşulda ittifak yapılmaz-yapılamaz anlayışı, koşulları ve çelişkileri gözetmeyen sakat bir anlayıştır. Önemli olan, kapitalist sömürü koşullarını ve burjuva devlet iktidarını devrimci tarzda tasfiye ederek tekelci siyasal gericiliğin, burjuva terörist baskının, hak eşitsizliği ve özgürsüzlüğün ekonomik toplumsal temelini ortadan kaldırmaktır. Koşullar ne olursa olsun vazgeçilmez olması gereken budur. İnişli-çıkışlı mücadele sürecinde bütün olanaklardan yararlanarak izlenecek politikalar bu stratejik hedefe hizmet etmeli, onu zaafa uğratmamalıdır.

Son yerel seçimlerde, üzerinde uzlaşılan ve “ortaklaşılan” bir program ve platform olmaksızın, her siyasal parti ve örgüt kendi platformundan hareketle, ancak “Tek adam-tek parti rejimini geriletme ve püskürtme” gibi, ona muhalif tüm kesimlerin herbirinin kendilerinin politikaları doğrultusunda uyguladıkları bir tutumla hareket etmelerini veri alarak ilerici devrimci çevrelerle sınıf partisinin politikalarında “uzlaşı ve işbirliği” arayanlar, bunu bulamazlar. Böylesi bir uzlaşı ve işbirliği yoktur. CHP’nin başını çektiği “Millet İttifakı”nın temel aldığı ve ilan edilmiş bir “demokrasi program veya platformu” olmadığı gibi, ona, “böylesi bir program üzerinden destek verildiği” açıklaması da yoktur. Yukarıda belirtildiği gibi sorun, Saray iktidarının, milyonlarca ve milyonlarca kadın ve erkek işçi ve emekçiyi, genç milyonları, Kürt, Arap, Ermeni kökenli muhalifleri, Alevi inancından insanları ‘canından bezdiren’ ve öfkeyle bu durumun son bulmasının yollarını arayan tutumlarına da güç vermek ve birleştirici bir işlev görmek üzere, bu tutumun burjuva düzen muhalefetinin “işine yarayacağı” endişesine kapılmadan, izlenen politik taktikten ibarettir. Üç büyük kent başta olmak üzere bazı yerlerde sözkonusu ittifakın adaylarına oy verilmesi, yığınları kuşatıp boğan büyük baskı mengenesini kırma hedefiyle bağlıdır, onların ya da kurulacağı söylencesiyle yeni burjuva partilerinin “demokrasi getirecekleri” beklentisiyle değil.

**

Burjuva demokratik hakların kullanılabilmesi dahi kararlı ve çetin bir mücadele sorunudur. İzlenecek politika her adımında işçi sınıfı ve kent-kır emekçilerinin siyasal demokrasi ve sömürünün ortadan kaldırılması mücadelesine hizmet etmeli, bu mücadeleye güç vermeli, kısmi ya da daha kapsamlı olarak ilerlemesini gözetmelidir. Geniş halk kitlelerinin yenilgi ruh halinden çıkışına yardımcı olacak bir tutumun gerekliliği, son seçim taktiğinde önemli bir rol oynamış, sonuçlarıyla birlikte kazanabilme umudu güç kazanmıştır. Kuşku yok ki, İmamoğlu gibi politikacılarla onu destekleyen ve ortak aday olarak çıkaran düzen partilerinin propagandacıları söylediler diye “Her şey çok güzel” olmayacak! Bu yönlü değişim ve iyileşmelerin olması için düzen politikacılarının bu türden yanıltıcı söylemleri de dahil sosyal-ekonomik sorunların üzerini örten ve gelmesi asla mümkün olmayan “mesih” türü “kurtarıcılık” hikayelerine aldanmadan burjuvazi ve onun sömürü sistemini koruma aygıtına karşı mücadeleyi geliştirip yükseltmek şarttır.

Evrensel Gazetesi- A. Cihan SOYLU

TEILEN