Yiyin efendiler demiyoruz!

Türkiye kamuoyu Dünya Yolsuzluk Günü’nde Cumhurbaşkanın, eski başbakan Davutoğlu ve muhalif eski bakanların da olduğu AKP’li siyasetçileri “dolandırıcılıkla” itham etmesini konuşuyor.

Konuyla ilgili tartışmalar, kuruluşu AKP MKYK’sında kararlaştırılan İstanbul Şehir Üniversitesi’nin Halk Bankası’na borçlarını ödeyemez duruma getirilmesi üzerine suçlamalarla ve karşılıklı demeçlerle sürüyor. Dün birlikte yönetir ve kararlar alırken sorun yaşamayanlar, bugün siyasi rakip olduklarında soruşturulması gereken bilgileri açıklıyorlar.

Bugünün Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakanlığı döneminde Davutoğlu’nun kurucusu olduğu vakfa tahsis ettiği özelleştirerek el konulan Tekel arazisinin, Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde kendi vakfına ve Şehir Üniversitesi üzerine devrinin yapılmasını istismar olarak “şimdi” paylaşıyor. Sanki o kararın altında kendi iradesi ve onayı yokmuş gibi.

TMMOB’un haklı olarak bu kamu arazisinin devrinin iptali başvurusu üzerine Danıştay kararının bu yönde çıkmasını fırsat bilen Cumhurbaşkanı, kendi içlerinden çıkan siyasi muhaliflerine saldırı vesilesi yapıyor. Ancak ortada bir suç, istismar ve yolsuzluk emaresi varsa bunun içinde kendi paylarını, sorumluluklarını yok saymaya çalışıyor.

Ancak nafile bir çıkış!

Ülkeyi yöneten sermaye ve çıkar çevrelerinin siyasi temsilcilerinin, ne tür bir yağma, talan ve nüfuz istismarı içerisinde oldukları bugün çok daha iyi görülüyor.

Yolsuzluklarla mücadele sözü vererek halkın desteğini alanların, ülkeyi yönettikleri on yedi yıllık sürede Davutoğlu’nun bu sözlerinde olduğu gibi “kendilerine, ailelerine, gelinlerine, damatlarına nasıl hak ve çıkar sağladığı” görülmektedir.

Özelleştirmelerin, tarihimiz boyunca kamu kaynaklarını tekelci burjuvalara ve çıkar çevrelerine rant aktarımı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bugün tek adam yönetimi olarak sürdürülen tekelci sermaye düzeninin bütün yasa ve karar düzenlemelerinde kamu kaynaklarını peşkeş, imtiyaz, muafiyet ve hak devrinin izleri görülmektedir.

Mesele AKP’nin ve içinden çıkan muhalefetin arasındaki bir “iç sorun” değildir.

Halkın, ülkenin birikim ve kaynaklarının devlet gücü eliyle yönetim erki içinde, onların siyasi çıkar ve ideolojik hedefleri doğrultusunda  yağmalanması, peşkeş çekilmesidir. Yakın tarihte yolsuzlukla suçlanan ancak yüce divana gitmesi engellenen bakanları bu ülke halkı gördü ve yaşadı. İhale yasasından, kamu kaynaklarının idaresine kadar bütün aşamaların denetlenmesi, halka hesap verilmesi için gerekli mekanizmaların oluşturulması ihtiyacı bugün belediyelerdeki yolsuzluk tartışmalarıyla birleşerek bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır.

Dünya yolsuzlukla mücadele gününde istismarların kaynağında olup, gücü kendileri için kullananların hesap vermesi için sesimizi yükseltelim ve yanlarına kar kalmasını, burjuva siyasi rekabet içerisinde kaybolup gitmesini önleyelim.

Emek Partisi

Genel Merkezi

TEILEN