Yüzde 40 ya da 50 artı 1 tartışmasıyla tek adam rejiminin başarısızlığı kapatılamaz

KONU BARAJ DEĞİL DEMOKRASİDİR

Ekonomik krizin emekçiler üzerinde yıkıcı etkileri arttıkça, Suriye ve Ortadoğu’ya yönelik savaş tahkimatı dış politikayı sarpa sardıkça, baskı ve şiddetin artmasıyla özgürlük alanının daralıp hak kullanımı zayıfladıkça, iktidara yönelik eleştiriler ve sorgulamalar artıyor ve halk desteği zayıflıyor.  Anketler iktidar ittifakının oy oranlarındaki düşmeyi işaret ediyor. Tam bu anda Cumhurbaşkanı seçilebilmek için barajın yüzde 40 artı 1’e indirilmesi tartışmasının başlatılması bir tesadüf değildir.

Tek adam rejimi çok kısa bir sürede tökezlemiştir ve siyasi iktidar bu tökezlemeyi baraj tamiratıyla gidermeye çalışmaktadır. Oysa sorun CB seçilebilmek için koyulan baraj çıtası değil tek adam sisteminin kendisidir.

Türkiye halkını ilgilendiren sistemin nasıl demokratikleşeceği, tırpanlanan hakların nasıl geri kazanılacağı ve genişletileceğidir. Tüm kurumlar Saray’ın ve bürokratlarının ihtiyaçlarına göre dönüştürülmüş, mekanizma halkın ve emekçilerin yaşamını kolaylaştırmak üzere değil sermaye sınıfının çıkarlarını korumak, ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuştur. Türkiye’nin bu durumdan bir an önce çıkması gerekiyor. Ancak bu çıkış ne eski parlamenter sisteme doğru olmalı ne de tek adam rejimine pansuman yaparak gerçekleşmelidir. 

Merkezi iktidarın seçilmişleri görevlerinden alıp yerine kayyum atadığı, seçmen iradesinin sürekli gasp edildiği, halkın siyasetten ve karar alma mekanizmalarından dışlandığı bir sistem revizyonlarla ‘idare eder’ hale getirilemez. Tersine atanmışlar yönetimine son veren, bütün yöneticilerin halk tarafından seçilip denetlenebildiği, halkın siyasi yaşama aktif katılımının mekanizmalarının oluşturulduğu, seçilmişlerin ancak halk tarafından geri çağırılabildiği bir demokratikleşmeye ihtiyaç vardır. Emekçiler kendisini sürekli dayatan, her türlü seçim yolsuzluklarına imza atan ve bunun karşılığında hiçbir hukuki yaptırıma maruz kalmayan bir vesayet sistemi altında yaşamaya mahkûm değildir. Demokratik mekanizmalar oluşturulmalı, haklar ve özgürlükler anayasal ve yasal güvence altına alınmalıdır.

İşçi sınıfı ve tüm ezilen kesimler için bu talep yaygın hale gelmiştir. Bu talebin üstünün yüzde 50 veya yüzde 40 artı 1 seçeneklerine sıkıştırılarak örtülmesi mümkün değildir. Başarısızlığın ve acziyetin itirafı olan bu tartışmanın dar çerçevede sürdürülmesi halkı aldatmaktan başka bir amaç taşımaz. Ancak emek ve demokrasi güçlerinin birlik, haklar ve özgürlükler mücadelesindeki ısrarı bu aldatmayı boşa çıkaracak, demokratik bir rejimin temelini oluşturacaktır ve otoriter, baskı rejiminin karşısında halkın söz ve karar sahibi olduğu, denetlediği demokratik bir rejimi kazanacaktır.

Selma Gürkan

Genel Başkan

TEILEN