Aliağa’daki iş cinayetleri, çevre tahribatı ve halk sağlığı sorunları araştırılsın

Aliağa’daki iş cinayetleri, çevre tahribatı ve halk sağlığı sorunları araştırılsın

Aliağa’daki iş cinayetleri, çevre tahribatı ve halk sağlığı sorunları araştırılsın

Emek Partisi milletvekillerinin ilk imzacı olduğu önergeyle, Aliağa ağır sanayi havzasında yaşanan iş cinayetleri, meslek hastalıkları ve çevre kirliliği için Meclis araştırması açılması istendi.

Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ve Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca’nın ilk imzacısı olduğu; CHP, DEM Parti ve TİP milletvekillerinin de aralarında bulunduğu 22 milletvekili, İzmir’in Aliağa ilçesinde başta gemi söküm tesisleri, demir-çelik fabrikaları, petrokimya tesisleri, rafineri, enerji santralleri ve limanlar olmak üzere ağır sanayi havzasında yaşanan iş cinayetleri, ağır yaralanmalar, meslek hastalıkları, çevre tahribatı ve halk sağlığı sorunlarına ilişkin Meclis Araştırması önergesi verdi.

Önergede, Aliağa’da işçi sağlığını, halk sağlığını ve doğayı sermayenin kâr hırsına tabi kılan üretim rejiminin bütün boyutlarıyla araştırılması; işçi ölümlerine yol açan üretim baskısı, denetimsizlik, götürü ve taşeron çalışma ilişkileri, çavuşluk/dayıbaşılık sistemi, sendikasızlaştırma pratikleri ve işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerindeki eksikliklerin incelenmesi istendi. Ayrıca ilgili bakanlıkların, kamu kurumlarının ve işverenlerin sorumluluklarının tespit edilmesi ve benzer iş cinayetleri ile çevresel yıkımların önlenmesi için idari, hukuki ve yapısal tedbirlerin belirlenmesi talep edildi.

“Aliağa bütünlüklü bir yıkım havzasına dönüştü”

Araştırma önergesinin gerekçesinde, Türkiye’de her yıl iki binden fazla emekçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği hatırlatılarak, Aliağa’nın iş cinayetleri, ağır yaralanmalar, meslek hastalıkları, çevresel tahribat ve halk sağlığı sorunlarının iç içe geçtiği bir ağır sanayi havzasına dönüştüğü belirtildi.

Önergede, 2013-2022 yılları arasında Aliağa’da en az 97 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği, 2013’ten 2026 Mayıs başına kadar yalnızca Aliağa gemi söküm tesislerinde en az 21 işçinin yaşamını yitirdiği vurgulandı. Yaklaşık 1.500 işçinin çalıştığı gemi söküm tesislerinde iş cinayeti riskinin Türkiye ortalamasının yaklaşık 20 kat üzerinde olduğuna dikkat çekildi.

Önergede, “İbrahim Karakaya’nın gaz ölçümü yapılmadan çalıştırıldığı platformda yaşamını yitirmesi; Galip Avcı ve Hasan Aktepe örneklerinde olduğu gibi ağır metal parçaların işçilerin üzerine düşmesi; bu ölümlerin ‘kaçınılmaz kaza’ değil, üretimin örgütlenme biçiminden kaynaklanan yapısal iş cinayetleri olduğunu ortaya koymaktadır” denildi.

Son bir yılda yeni ölümler: “Zamana yayılmış toplu iş cinayeti”

Önergede, Aliağa gemi söküm tesislerinde son dönemde yaşanan işçi ölümlerinin tablonun güncelliğini ve aciliyetini gösterdiği vurgulandı. Ekim 2025’te Halil İbrahim Uz’un, Kasım 2025’te Hasan Aktepe’nin, Ocak 2026’da Salih Ataman’ın ve Nisan 2026’da Galip Avcı’nın yaşamını yitirmesi, bölgede “zamana yayılmış toplu bir iş cinayeti” tablosu olarak değerlendirildi.

Bu ölümlerin yalnızca işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerindeki yetersizlikten kaynaklanmadığı belirtilen önergede, üretim baskısı, hız dayatması, denetimsizlik, maliyet düşürme politikaları, teknolojik yatırım eksikliği, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma ve güvencesiz çalışmanın doğrudan işçi yaşamını tehdit ettiği ifade edildi.

Gaz ölçümü yapılmadan çalıştırılan işçiler, düşen ağır metal parçalar, “hadi hadi” baskısı

Önergede, gemi geri dönüşümünün yasal olarak “çok tehlikeli” sınıfta yer alan bir faaliyet olmasına rağmen, Aliağa’da işçi sağlığı ve güvenliği prosedürlerinin sistematik biçimde ihlal edildiği belirtildi.

Kesim işlemlerinden önce yapılması gereken gazdan arındırma, ölçüm ve kontrol prosedürlerinin çoğu zaman “zaman kaybı” olarak görüldüğü ifade edilen önergede, bu durumun işçileri patlama, yangın, zehirlenme ve boğulma riskiyle karşı karşıya bıraktığı kaydedildi.

31 Ağustos 2024’te Işıksan Gemi Söküm’de yaşanan iş cinayeti de önergeye taşındı. 50 yıllık bir Norveç petrol platformunun sökümü sırasında dört işçinin azot ve argon gazı sızıntısına maruz kaldığı, işçilerden üçünün yoğun bakımda tedavi edilerek kurtulduğu, İbrahim Karakaya’nın ise yaşamını yitirdiği hatırlatıldı. Bilirkişi raporunda gaz ölçümlerinin yapılmadığının ve gazdan arındırma belgesinin mevzuata uygun olmadığının belirtildiği ifade edildi.

Ağır metal parçaların kesimi sırasında gerekli stabilite hesaplarının yapılmaması, vinç bağlantısı, düşme yönü, güvenli mesafe ve zemin durumunun yeterince değerlendirilmemesi de önergenin dikkat çektiği başlıklar arasında yer aldı. Galip Avcı ve Hasan Aktepe’nin yaşamını yitirdiği olayların, üretim hızının işçi güvenliğinin önüne geçirildiğini gösterdiği belirtildi.

Götürü çalışma, çavuşluk/dayıbaşılık ve sendikasızlaştırma araştırılsın

Araştırma önergesinde, Aliağa’daki çalışma koşullarını ölümcül kılan unsurlardan birinin de çavuşluk/dayıbaşılık ve götürü usulü çalışma ilişkileri olduğu belirtildi.

Gemi sökümde işçilerin çoğu zaman çavuşlar ya da ekip başları aracılığıyla işe alındığı, işin hızı, süresi ve bölüşümünün bu ara denetim mekanizmaları üzerinden belirlendiği ifade edildi. Götürü usulü çalışmanın, işi daha kısa sürede bitirme baskısını artırdığı; gaz ölçümü, güvenli kesim sırası, stabilite hesabı, dinlenme, koruyucu ekipman kullanımı ve güvenli mesafe gibi hayati önlemleri üretim hızına tabi kıldığı vurgulandı.

Önergede, sendikasızlaştırma ve örgütlenme hakkına yönelik baskıların da işçi sağlığı ve güvenliği sorunlarını ağırlaştırdığı belirtildi. İşçilerin ölümcül çalışma koşullarına, düşük ücretlere, banka dışı ödeme pratiklerine, yetersiz koruyucu ekipmana, ağır üretim baskısına ve güvencesizliğe karşı ses çıkardıklarında işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kaldıkları ifade edildi.

Demir-çelik fabrikaları da araştırma kapsamında

Önergede, Aliağa’da gemi sökümü ile demir-çelik üretiminin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceği vurgulandı. Gemi söküm tesislerinde parçalanan gemilerden çıkan hurda çeliğin bölgedeki demir-çelik fabrikalarına taşındığı ve elektrik ark ocaklarında yeniden ergitilerek üretim sürecine dahil edildiği belirtildi.

Aliağa’daki demir-çelik fabrikalarında 2022’den bu yana kamuya açık kayıtlara yansıyan en az 3 işçi ölümü bulunduğu, 2024 ve 2025 yıllarında yaşanan patlamalarda çok sayıda işçinin yaralandığı, iki stajyer işçinin de yaşamını yitirdiği ifade edildi.

Meclis araştırmasının demir-çelik fabrikalarında yaşanan iş cinayetlerinin ve ağır yaralanmaların nedenlerini, bakım-onarım süreçlerini, yüksek ısı ve patlama risklerini, elektrikle çalışma prosedürlerini, vinç ve ağır yük operasyonlarını, taşeron işçilik uygulamalarını ve denetim mekanizmalarını incelemesi istendi.

Hurda çelik, toksik kalıntılar ve halk sağlığı riski

Önergede, gemi sökümden çıkan hurda çeliğin demir-çelik fabrikalarında yeniden üretime sokulmasının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda çevresel ve halk sağlığı açısından da ciddi sonuçlar doğurduğu belirtildi.

Asbest, ağır metal, boya, yağ, PCB, PAH ve diğer toksik kalıntıların üretim döngüsüne taşındığı vurgulanan önergede, elektrik ark ocaklarında yapılan üretim sırasında açığa çıkan emisyonlar, cüruf, baca tozu ve toksik maddelerin işçiler kadar çevrede yaşayan halkı da solunum yolu hastalıkları, kanser riski, kronik zehirlenmeler, ağır metal maruziyeti ve erken ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı ifade edildi.

Önergede, gemi sökümden çıkan hurdaların hangi demir-çelik fabrikalarına gönderildiği, bu hurdaların asbest, ağır metal, boya, yağ, PCB, PAH ve diğer toksik kalıntılar açısından düzenli olarak denetlenip denetlenmediği, kontamine hurdaların çelik üretiminde nasıl işlendiği, elektrik ark ocaklarından çıkan emisyonların nasıl ölçüldüğü, cüruf ve baca tozlarının nerelerde ve hangi koşullarda depolandığının açıklığa kavuşturulması istendi.

“Aliağa’daki çevre sorunu yalnızca gemi söküm kirliliği değildir”

Araştırma önergesinde, Aliağa’daki ağır sanayi rejiminin yarattığı risklerin artık işletmelerin duvarlarını aşarak çevredeki köyleri, tarım alanlarını, meraları ve yeraltı sularını kuşatan bir ekolojik yıkıma dönüştüğü belirtildi.

Gemi sökümde asbest, ağır metaller, PCB’ler, petrol türevleri, boya kalıntıları ve diğer toksik maddelerle temas; demir-çelik üretiminde yüksek ısı, patlama, sıkışma, yanma, gaz, toz ve ağır metal maruziyeti; petrokimya tesislerinde ise kimyasal sızıntı, patlama ve zehirlenme risklerinin aynı coğrafyada biriktiği ifade edildi.

Önergede, Aliağa’daki çevre sorununun yalnızca “gemi söküm kirliliği” ya da yalnızca “demir-çelik emisyonu” olarak ele alınamayacağı belirtilerek, “Gemi sökümü, demir-çelik, petrokimya, rafineri, enerji ve liman faaliyetleri birbirine eklemlenmiş bir ağır sanayi metabolizması oluşturmaktadır. Bu nedenle Aliağa’da işçi sağlığı, halk sağlığı ve ekolojik yıkım birbirinden ayrı başlıklar değil, aynı kapitalist üretim düzeninin farklı sonuçlarıdır” denildi.

AB sertifikaları ve kamu kurumlarının sorumluluğu da gündemde

Önergede, Aliağa gemi söküm tesislerinde yaşanan iş cinayetleri ve çevresel yıkımın yalnızca Türkiye’deki denetimsizlik rejimini değil, uluslararası sertifikasyon mekanizmalarının da iflasını gösterdiği belirtildi.

Aliağa’daki bazı gemi geri dönüşüm tesislerinin Avrupa Birliği listesinde yer aldığı hatırlatılarak, daha önce 20 milletvekili tarafından Avrupa Komisyonu’na yapılan çağrıda, Avrupa Gemi Geri Dönüşüm Tüzüğü’nün 23. maddesi uyarınca Aliağa’daki tesislere verilen AB onaylarının derhal iptal edilmesinin talep edildiği kaydedildi.

Ancak önergede, sorunun yalnızca birkaç sertifikanın iptaliyle çözülemeyeceği vurgulandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Liman Başkanlığı ve ilgili yerel idarelerin sorumluluklarının araştırılması istendi.

“Meclis Aliağa’daki suç mahallini araştırmalı”

Önergede şu değerlendirmeye yer verilerek Meclis Araştırması Komisyonu’nun kurulması istendi:

“İşçinin örgütlenme hakkının gasp edilerek savunmasız bırakılması ile çalışma ortamının ölümcül bir ‘hadi hadi’ rejimine mahkûm edilmesi ve bölge halkının sağlığının sanayi atıklarıyla kuşatılması, aynı kapitalist üretim düzeninin ayrılmaz parçalarıdır. Aliağa’da yaşananlar münferit ihmallerden ibaret değil; işçi sağlığını, yaşam hakkını ve doğayı sermayenin çıkarlarına tabi kılan yapısal bir suç mahallidir.”

Önergeye imza atan siyasi partiler ve milletvekillerinin isimleri şöyle:

EMEP’ten İskender Bayhan ve Sevda Karaca; CHP’den Okan Konuralp, Ulaş Karasu, Ümit Özlale, Yunus Emre, Yüksel Taşkın; DEM Parti’den Ayten Kordu, Beritan Güneş Altın, Burcugül Çubuk, Çiçek Otlu, Heval Bozdağ, İbrahim Akın, Keziban Konukçu, Ömer Faruk Hülakü, Özgül Saki, Perihan Koca, Sevilay Çelenk, Vezir Coşkun Parlak; TİP’ten Ahmet Şık, Erkan Baş ve Sera Kadıgil.

Paylaş: