Bayhan: “Bu ülkede huzuru bozan halk değil; Saray’ın güvenlik rejimidir”

Bayhan: “Bu ülkede huzuru bozan halk değil; Saray’ın güvenlik rejimidir”

Bayhan: “Bu ülkede huzuru bozan halk değil; Saray’ın güvenlik rejimidir”

İçişleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde konuşan EMEP Milletvekili Bayhan, “Bu ülkede huzuru bozan halk değil; Anayasayı çiğneyen, işçinin karşısına barikat kuran Saray’ın güvenlik rejimidir” dedi.

Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, İçişleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmada, hükümetin “Türkiye’nin huzuru, milletimizin güveni” söylemiyle sunduğu iç güvenlik politikalarının aslında “Saray’ın iç cephe siyaseti tarafından belirlendiğini” söyledi.

Video link: https://x.com/i/status/1990469772488630530

“Bakan–vali–kaymakam örgütü Anayasayı ayaklar altına alıyor”

Bayhan, iç güvenlik-politikasının içinde neler olduğuna ilişkin şu ifadeleri kullandı: “kendi anayasasını bile ayaklar altına alan bakan, valiler, kaymakamlar örgütü var. Anayasal haklarını kullanmak isteyen işçileri, kadınları, gençleri engellemek için illerde, ilçelerde tüm etkinlikleri, basın açıklamalarını, eylemleri, toplantıları keyfi bir şekilde yasaklama kararları var”

Bayhan, 19 Mart sonrası protestolarda, 1 Mayıs’larda, 8 Mart’larda, 25 Kasım’larda ve işçi direnişlerinde bu yasaklara sistemli biçimde başvurulduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Öyle fütursuz yasaklar getirdiniz ki, bunların Anayasa’nın 5, 13, 17 ve 34. maddelerine aykırı olduğu tescillendi. 25 Kasım’da İstanbul Valiliğinin, 13 Şubat’ta Antep Valiliğinin aldığı gösteri yasakları mahkeme kararlarıyla iptal edildi. Anayasa Mahkemesi 1 Mayıs yasaklarıyla ilgili hak ihlali kararı verdi. Ama bu kararları alan valiler de kaymakamlar da yerinde duruyor, keyfiyetin tadını çıkarıyorlar.”

“Aba altından sopa gösterilen aileler var”

Bayhan, uygulamaların yalnızca sokaktaki eylemlerle sınırlı olmadığını belirterek üniversitelere gönderilen genelgelere dikkat çekti: “Üniversitelere uyarı ve tedbir adı altında gönderdiğiniz genelgeler var. Emniyet görevlisi diye aranıp ‘Çocuklarınıza sahip çıkın’ denilerek aba altından sopa gösterilen anneler-babalar var.”

Bayhan, bu iddialara ilişkin Bakanlığa bilgi talep ettiklerini hatırlatarak: “Size önergeyle açık telefon numaraları verdik. Onlara bile yanıt vermediniz” dedi.

“Süreleri mahkeme kararlarına rağmen uzatılan kayyumlar var”

Milletvekili Bayhan, hukuksuzlukların diğer boyutlarına ilişkin de şunları ifade etti: “Yine mahkeme kararlarına rağmen süreleri uzatılan kayyumlar var. Hakkını arayanlara, seçilmişlere, milletvekillerine gazla, ilaçlı suyla yapılan saldırılar var. Polisler, jandarmalar ‘Biz emir eriyiz, emir kuluyuz’ diyorlar. Gösterilere onları göndermeyin. Talimatları veren, kararları alan kimlerse, onları alın gelin, barikatları onlarla kurun Sayın Bakan!”

Bayhan, bu uygulamaların demokratik ülkelerde değil, ancak “cunta dönemlerinde ve Saray rejimlerinde” görülebileceğini söyledi: “Liste uzar gider ama kesin olan bir şey var: Bütün bunlar huzurlu, güvenli ülkelerde olmaz. Cunta dönemlerinde, Saray rejimlerinde olur.”

“Geri gönderme merkezlerini bağımsız denetime açın”

Bakanlığın sunumunda “Avrupa Konseyi standartlarına uygun” denilen geri gönderme merkezlerine de değinen Bayhan, buradaki koşulların şeffaf olmadığını belirtti: “Buralarda baskı, mobbing ve sağlıksız koşullara ilişkin şikayetler bitmiyor. Bunların önüne geçmek istiyorsanız milletvekillerinin GGM’lere girişini serbest bırakın. Geri gönderme merkezlerini insan hakları örgütlerinin ve baroların denetimine açın.”

“Türkiye’de en büyük terör, sermaye terörüdür”

Bayhan konuşmasında, bütçe sunumunda yer almayan bir başka “terör”e dikkat çekti: “Bugün Türkiye’de estirilen en büyük terör, sermaye terörüdür. Sizin bir türlü gündeme almadığınız, bütçe sunumunuza bile girmeyen bir terör. Bu terör en başta iş cinayetleri olarak yaşanıyor.”

Bayhan, İçişleri Bakanı’nın görevde olduğu dönemde 4 bin 790 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini hatırlatarak şunları söyledi:

“Baskı, tehdit, mobbing şikayetleri çığ gibi büyüyor… Fabrikalar, organize sanayi bölgeleri birer çalışma kampına dönüşmüş durumda. Çünkü burjuva devlet işçileri baskı altında tutar; sermayenin çıkarlarını güvenceye alır. Devletiniz sermayenin özel baskı aygıtı olarak çalışıyor. Yasalar, polis, mahkemeler, bürokrasi kapitalist sömürücüleri ve onların düzenini koruyor. Her türlü hukuksuzluğu hak gören fabrika sahiplerine sırtını verip, işçilerin karşısına geçip barikat kuruyor. Tokat’ta Şık Makas işçilerinin ücretlerini ödemeyen sömürücü Haluk Kolunsağ elini kolunu sallayarak gezerken, hakkını isteyen işçi Buse Kara’nın ayağına kelepçe takıyorsunuz.”

Bu duruma karşı önerisini de dile getiren Bayhan: “Huzur operasyonlarıyla övünüyorsunuz ya, gelin her cuma günü işçi sağlığı ve güvenliği, işçi hakları ihlalleri için fabrikalara–iş yerlerine huzur operasyonları yapın. Ne o, kulağınıza şaka gibi geliyor değil mi?​” dedi.

“Gerçek huzur ancak halk demokrasisiyle gelir”

Konuşmasının sonunda Bayhan, iktidarın güvenlik anlayışının özünde “sermaye ve Saray düzenini korumak” olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:

“Gerçek huzur drone’la, TOMA’yla, duvarla, kamerayla gelmez. Gerçek huzur, halkın üzerine çökmüş atanmış bir bürokrasiyle gelmez. Gerçek huzur ancak gerçek bir halk demokrasisi ve halk egemenliği ile gelir. Doğrudan halkın seçtiği temsilcilerden oluşan, yasama ve yürütme görevini üstlenmiş ve en üst iktidar organı olan bir Meclis ülkeyi yönetirse gerçek anlamda huzur ve güven olur. Valilik, kaymakamlık gibi tüm atanmış kurumlar kaldırılmalıdır. Yerellerde yönetim yetkisi seçilmiş yerel meclislerde olmalıdır. Seçilmiş vekil, temsilci ve diğer görevliler yalnızca halkın çoğunluğunun kararıyla görevden alınabilmelidir.”

Bayhan konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “İşte ancak o zaman huzur olur ve halk güven içinde yaşar.”

Paylaş: