Bitmeyen Savaş, Paylaşılamayan Ortadoğu

Bitmeyen Savaş, Paylaşılamayan Ortadoğu

SUNU
Sykes-Picot ‘gizli’ Antlaşması, emperyalizmin Ortadoğu’yu paylaşım anlaşmalarının en bilineni, en çok tartışılanıdır. Mayıs 1916’da yapılan bu antlaşma, sınırları tek başına belirlemese de ve yine bu antlaşmanın tarafları olan İngiliz ve Fransız emperyalistleri (antlaşmanın diğer bir tarafı olan Rusya, 1917 Ekim Devrimi ile anlaşmadan çekilmiş ve Lenin bu gizli antlaşmayı bütün dünyaya ifşa etmişti) İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra bölgedeki hâkimiyetlerini önemli oranda kaybetmiş olsalar da Sykes-Picot bugün bölge ile ilgili tartışmaların merkezinde yer almaya devam ediyor. Çünkü tarih, olmuş bitmiş olaylar-olgular yığını değil; dün-bugün-yarın diyalektiği bağlamında toplumsal süreçleri etkileyen/belirleyen bir bütünün parçasıdır. Ve Ortadoğu coğrafyası, Sykes-Picot Antlaşması’ndan yüz yıl sonra yine Suriye üzerinden sürdürülen bölgesel savaş ve kamplaşmanın sınırların yeniden çizilmesini gündemleştirdiği bir yeniden paylaşım mücadelesinin merkezinde yer alıyor.

Şu açıktır: Halkların kendi geleceklerini kendilerinin belirlemediği koşullarda-ki Rojava’da Kürtlerin PYD öncülüğünde kurdukları demokratik kanton yönetimlerini saymazsak durum böyledir– ‘sınırların yeniden çizilmesi’ tartışmasının tek bir anlamı vardır: Yeniden paylaşım! Söz konusu olan Ortadoğu gibi dünyanın en önemli enerji kaynaklarının (petrol ve gaz) ve onların geçiş yollarının bulunduğu bir coğrafya ise; savaş, bu paylaşım mücadelesinin kaçınılmaz araçlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Arap-İsrail Savaşları, İran-Irak Savaşı, 1. ve 2. Körfez Savaşı, Suriye Savaşı, Yemen müdahalesi, ülkelerde iç çatışmalar ve darbeler… O yüzden Ortadoğu’yu yüz yıldır bitmeyen bir savaşın coğrafyası olarak adlandırmak abartılı olmayacaktır.

2010 sonu ve 2011 başlarında Tunus ve Mısır’da diktatörlerin devrilmesine yol açan ve diğer bölge ülkelerinde “değişim ve demokrasi” talepleriyle yayılan ayaklanmaların ABD ve Fransa’nın başını çektiği Batılı emperyalist güçler tarafından bölgenin dizayn edilmesi için kullanılmaya çalışılması, Suriye üzerinden 2011’den bu yana süren emperyalist kamplaşma ve mücadelenin ortaya çıkmasına neden oldu. Günümüzde Suriye üzerinden yaşanmaya devam eden emperyalist kamplaşmanın bir tarafında yer alan ABD, bölgede İngiliz ve Fransız emperyalistlerden devraldığı egemenlik ilişkilerini sürdürmeye, diğer kampın başında yer alan Rusya ise, hem eski SSCB toprakları dışındaki tek askerî üssünün yer aldığı Suriye rejimini ayakta tutmaya, hem de buradan bölgesel egemenlik mücadelesine daha güçlü ve etkili katılmaya çalışmaktadır.
Bu tablo içinde yüz yıl önce Sykes-Picot’nun adlarını dahi anmadan ülkelerini dörde böldüğü Kürtler, kamplaşmanın yarattığı denge durumunda kendi geleceklerini belirleme yönünde adımlar atmakta, dahası her iki kampın varlığını göz ardı edemeyeceği bir güç konumuna gelmiş bulunmaktadır.
Filistin halkının “kendi kaderini tayin etmekten mahrum bırakılması ve yaklaşık 70 yıldır Siyonist işgale maruz kalmasında, yine Sykes-Picot Antlaşması’nın (ve onun devamı niteliğindeki Balfour Deklarasyonu’nun) belirleyici bir rolü olmuştur. Filistin sorunu, Ortadoğu’daki çatışmaların, savaşların tozu, dumanı arasında her ne kadar kaybolmuş gibi gözükse de olanca ağırlığı ile varlığını sürdürmeye devam etmektedir.
Suriye Savaşı’nın bölgedeki etnik-dinsel fay hattını harekete geçirmesinin Irak başta olmak üzere Lübnan, Ürdün, Türkiye, İran, S. Arabistan gibi bölge ülkelerini doğrudan etkilemesi bu sürecin bir diğer önemli gelişmesi olmuştur.

Özetle emperyalistler arasındaki rekabet/egemenlik mücadelesi, Suriye sorununa ve bölgedeki diğer sorunlara yönelik çözüm arayışlarından kalıcı bir barışın ve istikrarın ortaya çıkmasını engellemektedir. Dolayısıyla emperyalist güçler ve bölge gericilikleri arasındaki kamplaşma devam ettikçe kaybedenler Suriye’de olduğu gibi hep dini-etnik-mezhepsel çatışmalara sürüklenen bölge halkları olacaktır. Bu nedenle yeni Sykes-Picot’ları ve yeniden paylaşımı saf dışı bırakacak kalıcı çözüm ancak ve ancak, emperyalizm, Siyonizm ve bölge gericiliklerinin her türlü müdahalesinin son bulmasından geçmektedir. Ve bölgede son birkaç yıldır derinleşen çatışma ve egemenlik mücadelesi aynı zamanda anti-emperyalist karakter taşıyan ve ulusların/halkların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesine dayanan devrimci bir mücadelenin de zeminini olgunlaştırmakta, dahası halkların bu gerici cendereden kurtuluşu için bu mücadeleyi zorunlu kılmaktadır.

***
Elinizdeki kitap, Suriye Savaşı üzerinden şekillenen yeniden paylaşım mücadelesini merkeze koyarak Sykes-Picot’dan bugüne Ortadoğu’daki yüz yıllık savaş ve paylaşım mücadelesini çeşitli boyutlarıyla irdeleyen ve bugün için sonuçlar çıkarmaya çalışan makalelerden oluşuyor.

Açıktır ki, tarih nasıl olmuş bitmiş olay ve olgular yığını değilse, aynı zamanda bölgede mücadele halinde olan bütün güçler de tarihi kendi ihtiyaçlarına göre yeniden yazmaya, yorumlamaya çalışmaktadır. Türkiye’deki ‘yeni Osmanlıcı iktidarın yüz yıl sonra Kut’ül Amâre muharebesini hatırlayıp Sykes-Picot’nun karşısına çıkarması da böylesi bir arayışın, tarihi yeniden yorumlayıp/yazma arayışının bir sonucudur. Yeni Osmanlıcılar Osmanlı’nın Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın bir tarafı olduğu gerçeğinin üstünü örterek ve tarihteki rollerini “mazlum halkların hamiliği” üzerine kurarak bugün bölgedeki müdahale politikalarına dayanak yaratmaya çalışmaktadır.

“Bitmeyen Savaş, Paylaşılamayan Ortadoğu” başlığı altında bir araya getirdiğimiz makalelerde dünden bugüne bölgesel gelişmeleri ezilen halkların, işçi-emekçilerin ve ilerici güçlerin cephesinden bakılarak irdelenmektedir.

Kitap, Sykes-Picot’dan bugüne bölgesel paylaşım mücadelesinin ana dönemeçleri ve genel sonuçları, Yeni Osmanlıcıların Suriye’ye müdahale politikasının açmazları, Sykes-Picot’nun adlarını bile anmadan ülkelerini dörde böldüğü Kürtlerin mücadelesi, Suriye Savaşı’nın etnik ve dinsel olarak kırılgan bir fay hattı üzerine kurulu diğer ülkelere etkileri ve paylaşımın Afrika-Kuzey Afrika cephesi gibi her biri ayrı ayrı okunabilecek ama bir araya getirildiğinde bölgenin toplam fotoğrafını göstermeye çalışan bölümlerden oluşuyor.

Şunu da belirtmek gerekir ki, savaşın ve paylaşım mücadelesinin birçok belirsizlikle birlikte ama olanca hızıyla devam ettiği koşullarda yapılmış böylesi bir çalışmanın çeşitli eksiklikler taşıması kaçınılmazdır.

Ancak her şeye rağmen bölgenin ezilen halkları ve işçi-emekçiler için olup bitenin doğru anlaşılmasına yardımcı olabildiği ve bu temelde işçi sınıfı ve ezilen halkların kurtuluş mücadelesine katkı sunabildiği oranda bu çalışma amacına ulaşmış olacaktır.

Evrensel Basım Yayın

Paylaş: