Geçen yüzyılda, işgal altındaki toprakları bir ölüm kalım mücadelesiyle kurtararak onu bir yurda çeviren halk eski rejimin kölelik bağlarını da kopardı. Bu mücadelenin sonucunda cumhuriyet kuruldu, saltanat yıkıldı, halifelik kaldırıldı. Peyderpey kazanılan haklarla birlikte Türkiye halkı ve emekçileri dünya emekçilerinin sahnesindeki yerini aldı. Türkiye işçi sınıfı daha Osmanlı İmparatorluğu zamanında başlattığı demokrasi ve ‘insanca yaşam’ için hak mücadelesini, Cumhuriyet döneminde de sürdürdü. Örgütlendi, güçlendi, modern bir sınıfa dönüştü.
Hakların ve bizde çok az karşılanan demokratik taleplerin kısmi Anayasal varlığını başta işçi sınıfı olmak üzere toplumsal kesimlerin mücadelelerine borçluyuz. Emekçiler ne zaman güç kaybı yaşamış ve örgütsel inisiyatifleri azalmışsa bu haklar dünya çapında olduğu gibi Türkiye’de de gasp edildi.
Ancak Türkiye Cumhuriyetinin tarihi mücadeleler, kazanımlar, kayıplar, yeniden kazanımlar tarihi oldu. 15-16 Haziran, Zonguldak yürüyüşü, Tekel ve metal fırtına, 1968 ve Gezi direnişi, kadınların, Kürt halkının, sosyalizmi hedefleyen örgütlerin mücadeleleri, üniversitelerdeki gençlik mücadeleleri, darbelere karşı direnişler, köylülerin yaşam alanı mücadeleleri, küçük üreticilerin mitingleri ve daha saymakla bitmeyen bir dizi mücadelelerle yaşanmıştır Cumhuriyet.
Cumhuriyet aynı zamanda devletin hiç eksik olmayan baskıcı ve sansürcü zihniyetiyle yönetildiği bir model olmuştur Türkiye’de. Darbelerle ıslah edilmeye çalışılan, her dönem seçilmiş farklı bir iç düşmana karşı muharebelerin verildiği, hapishanelerinin hiç boş kalmadığı, ilan edilmiş ya da ilan edilmemiş olağanüstü hal rejimlerinin hayata geçirildiği; işkence, gözaltı, muhbirlik sistemiyle işleyen bir adli sürecin kurumlaştığı bir cumhuriyettir buradaki.
Cumhuriyetin 100. Yılına da ağır baskı koşullarında giriyoruz. Mevcut iktidar 100 yıl boyunca kazanılmış hakları parça parça yok ettiği gibi geçmişteki devlet şiddetinin üstünü de kendi beyaz sayfasıyla kapattı. Birkaç yıldır tek adam rejiminin keyfiyeti altında, hukukun ancak bu tek adamın kabul ettiği kadar anlamının olduğu bir rejim kuruldu. En küçük ifade özgürlüğüne bile tahammülü olmayan bu yönetimin buyruğuyla, daha dün Şebnem Korur Fincancı tutuklandı; TTB ile TMMOB’daki seçimlerin iptal edilmesinden bahsediliyor. Dünyada en çok gazetecinin ve siyasetçinin hapiste olduğu ülke, Türkiye. En çok grev yasaklanan, en çok yayın kapatılan yer de burası.
Her gün halkına yalan söyleyen, 41 kişinin öldüğü maden cinayetini kader, fıtrat diye geçiştiren; memleketin taşını toprağını yandaş sermayeye satılığa çıkaran böyle bir yönetim adı en çok yolsuzlukla anılan yönetimdir. Seçmenlerin ilgisini ve desteğini yitirdikçe de daha da baskıcı hale gelmekte, adım adım faşizme yol almaktadır.
Halk ise yoksulluk sınırının çok altında bir ücretle hayatını sürdürmeye daha doğrusu hayatta kalmaya çalışıyor.
Cumhuriyet demokrasiyle aynı anlama gelmez. Demokrasi kendisini Cumhuriyeti ilk fırsatta bir baskı rejimine veya faşizme dönüştürmeye çalışan egemen sınıflara karşı verilen mücadeleye borçludur. Bugün de bu mücadele sürüyor.
Ancak bu böyle gitmez.
Cumhuriyet, hayatları ve hakları için her gün mücadele eden işçi sınıfı ve halkın kurtuluş mücadelesinin de zeminidir. Bu halk 1919’da başının çaresine bakmıştı, yine yapacaktır ve kendi kaderini kendi belirleyerek, kendi inisiyatifiyle bir halk cumhuriyetini bu düzenin bağrından çıkaracaktır.
Partimiz bu mücadelenin içindedir ve daima olacaktır.
Halkımıza çağrımızdır: haklarımız için mücadeleye devam edelim, işçilerin emekçilerin Cumhuriyetini birlikte kuralım.
Türkiye emekçilerinin ve işçi sınıfının bitmeyen mücadelesi bu vesilesiyle kutlu olsun…
EMEK PARTİSİ
Genel Merkezi
