Eller Tetikten Derhal Çekilsin!

Eller Tetikten Derhal Çekilsin!

Bir yanda Cizre, bir yanda Dağlıca derken bölgeden gelen haberler ne yazık ki çatışmaların her geçen gün daha da şiddetlendiğini göstermektedir.

Lice, Silvan, Varto ve Yüksekova’nın ardından şimdi de Cizre ateş kuşatması altındadır. Asker ablukasındaki ilçelerde, yaralılara ulaşmak isteyen ambulanslara geçiş izni verilmemektedir. Sokağa çıkma yasağı konan kentlerde evlere, dükkanlara rasgele ateş açılmaktadır. Halkın keskin nişancılardan korunmak için sokaklara perde çekmesi akıllara Ortadoğu kentlerini getirmektedir. Son günlerde gelen katliam haberleri içinde çocuk ölümleri ise hayli dikkat çekicidir. Cizre’deki cenazelerin, çıkış yasağı yüzünden dondurucularda bekletiliyor olması, işgal altındaki ülkelerde bile görülür şey değildir.

Cizre’den, Silvan’dan, Dersim’den gelen ölüm haberleri kadar dün akşam Hakkari-Dağlıca’dan gelen haberler de herkesi derinden üzmüştür. Gelen haberler çok sayıda askerin hayatını kaybettiği yönündedir. Gelinen yerde kanın akması hiçbir şekilde kabul edilemez. Girilen çatışmalı ortamdan geri dönülmedikçe de akan kanın durma şansı yoktur. Bu nedenle her iki taraf elini derhal tetikten çekmelidir!

Anne ve babaların yüreği yanarken, ocaklara ateş düşerken devlet yetkililerinden gelen “Son terörist teslim alınana kadar mücadele sürecek” biçimindeki açıklamalar çatışma ortamını daha da körüklemekten başka bir işe yaramamaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir TV kanalında dile getirdiği; “Eğer 400 milletvekilini alabilecek veya bir anayasayı inşa edebilecek sayıyı bir siyasi parti yakalamış olsaydı durum bugün çok daha farklı olurdu” biçimindeki sözleri ise tabloyu tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Bir grup AKP’linin dün gece saatlerinde Hürriyet Gazetesi’ne yaptığı taşlı sopalı saldırı ise kabul edilemeyeceği gibi; “başkan olma sevdası”nın AKP’yi nasıl bir yola soktuğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ankara’da ekmekleri için direnen ORS işçilerine yapılan jandarma saldırısı da bu yine bu çatışmalı ortamdan güç almaktadır.

Kısacası; çatışma, ölüm, imha ve inkarla girilen bu yolun yol olmadığı çok açıktır. Çünkü bu yolda kaybeden işçiler, emekçiler, halklar ve Türkiye olmaktadır. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde dile gelen “Acil Barış Acil Demokrasi” taleplerinin ne kadar haklı olduğu da böylece bir kez daha kanıtlanmış bulunmaktadır. Dün İstanbul’da yapılan Barış Bloku mitinginde binler bu nedenle bir kez daha “acil barış” demişlerdir.

Çatışmalı ortamın tarafları acilen bu sese kulak vermelidir. AKP, uygulamaya koyduğu savaş konseptine artık son vermeli ve demokratik siyasetin önünü açılmalıdır. Aksi taktirde geriye dönüş imkanı her geçen gün biraz daha azalacak ve Türkiye hızla içinden çıkılmaz bir felaketin içine sürüklenecektir.

SELMA GÜRKAN

Genel Başkan

Paylaş: