1- Koronavirüs salgını bütün dünyada ve Türkiye’de emek ile sermaye arasındaki çelişki başta olmak üzere bütün sınıf çelişkilerini keskinleştirdi ve daha görünür hale getirdi.
Erdoğan ve tek adam hükümeti salgınla mücadele konusunda işçilerin, emekçilerin ve bilim insanlarının beklentilerine ve çağrılarına kulak vermiyor. Salgının ve salgını fırsata çeviren özelleştirme temelli sermaye politikalarının yarattığı yıkım karşısında halk sağlığı için gerekli önlemleri almıyor.
Tek adam hükümetinin bu tutumu sağlık ve eğitim alanında sorunların büyümesine ve eşitsizliğin derinleşmesine yol açıyor.
Salgınla birlikte ekonomik kriz sürecinin faturası daha da ağırlaşırken, krizden çıkış adına sömürü daha da yoğunlaştırılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve tek adam yönetimi şimdi de sermayenin çıkarları için reform işçi, emekçi halk kitleleri için ise yeni bir acı reçete paketinin uygulanmasını gündeme getirdi.
Bu adım, ülkenin bütün zenginliklerinin ve işçilerin, emekçilerin alın teri üzerinden biriktirilen tasarrufların, yerli-yabancı tekeller ve özellikle de yandaş sermaye çevreleri tarafından yağmalanmasının yeni bir adımıdır.
İçeride anti demokratik, baskıcı politikalar bölgede ise yağma ve pazar kapma temelinde savaş kışkırtıcısı politikalarda ısrar ediliyor. “Ülkenin çıkarlarını korumak” adını Suriye ve Libya başta olmak üzere Ortadoğu ve Akdeniz bölgesinde izlenen politikalar gerçekte emperyalistler ve işbirlikçilerinin çıkarlarına hizmet ediyor.
2- Erdoğan ve tek adam yönetiminin halk desteği her geçen gün zayıflarken başta işçi sınıfı olmak üzere sömürülen ve ezilen halk kesimlerini hoşnutsuzluğu ve huzursuzluğu büyüyor. Erdoğan ve hükümeti ise sıkıştıkça baskıları ve sömürü politikalarını yoğunlaştırıyor. İşçiler, emekçiler, kadınlar ve gençler ise salgın koşullarına rağmen hak mücadelelerini sürdürüyorlar ve zaman zaman hükümete geri adım attırıyorlar.
Bu somut koşullar altında tek adam yönetiminin ve sermaye güçlerinin salgın, kriz ve savaş kışkırtıcısı politikalarına ve gerici, faşist bir politik rejim inşa etme uygulamalarına karşı ekonomik-demokratik haklar, barış ve özgürlükler mücadelesini hep birlikte daha da büyütmekten başka çözüm ve çıkış yolu yoktur.
3- İşçilerin, emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları ağırlaşmakta, ücretleri erimekte ve başta kıdem tazminatı olmak üzere kırıntılar halinde kalan kazanılmış hakları da gasp edilmek isteniyor. Genel olarak ücretlerin iyileştirilmesi ve asgari ücretin insanca yaşayacak bir düzeye çıkarılması bütün işçi ve emekçilerin acil talebidir.
Mevcut koşullar atında başta işçi sınıfı olmak üzere sömürülen ve ezilen halk kitleleri birliğini güçlendirmeli, mücadele ve dayanışmasını büyütmelidir.
Partimiz bütün güçleri ve olanaklarını bu uğurda seferber etmeye ve mücadelenin başarısı için kararlılıkla çalışmaya devam edecektir.
4- Tek adam rejiminin dayanaklarından biri olan tarikatlar ve dini vakıflar işçi sınıfı ve emekçileri sadece ideolojik bir kuşatma altına almamakta aynı zamanda sendikal mücadelenin önünde bir dalgakıran olarak da konumlanmaktadır. Eğitimden medyaya kadar yaygın bir ağ kuran tarikatlar, Diyanet İşleri Başkanlığı ile birlikte laiklikle ilgili kazanımların altını oymaktadır. İktidarın faşizme doğru tahkimatının da asli güçleri haline gelmişlerdir.
Gerçek bir laiklik bugün tek adam rejimine, faşist tahkimata karşı mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu anlayışla gerçek bir laiklik mücadelesi kararlılıkla sürdürülmelidir.
5- İzmir’de yaşanan deprem kentlerdeki rant mekanizmasının, ‘kentsel dönüşüm’ adı altında gerçekleşen arsa ve arazi talanının, halkın güvenliğini, canını ve sağlığını tehdit eden konut yapımının sonuçlarının ne kadar ağır olduğunu bir kez daha gösterdi.
Partimiz, yaşanabilir bir çevre içinde herkese güvenli ve ucuz konut hakkını savunuyor. Bu çerçevede, konut inşaatındaki denetimlerin artırılması, depreme ve afetlere dayanıklı konutların yapılması, işçi ve emekçilerin güvenli ve sağlıklı konutlarla, yaşam alanlarına kavuşması için mücadele ve örgütlenmeyi hep birlikte ilerletmeliyiz.
6- Kapitalist tekeller dünyanın her yerinde çevreyi tahrip etmeye devam ediyor. Türkiye de çevre ve doğa talanının bu niteliğinin iyice açığa çıkması ve kentlerden köylere kadar genişlemesiyle birlikte mücadele halkçı bir karakter kazandı. Derelerini, ekim alanlarını, çevrelerini, gıdayı vb. korumaya odaklanan halk kesimleri ülkenin birçok yerinde mücadele içindedir. Bu mücadelenin önemli yönlerinden biriside tarım çökertilmesine karşı, üretici köylülüğün örgütlenmesinin güçlendirilmesidir. Yerli-yabancı tekellerin ve onların çıkarları doğrultusunda çalışan tek adam hükümetinin politikalarına karşı, yaşanabilir bir çevre, tarım alanlarının ve doğanın korunması için mücadeleyi birleşik bir temelde daha da yükseltmeliyiz.
7- Cinsiyet eşitsizliğine, şiddete ve kadınların haklarına dönük saldırılara karşı toplumsal yaşamın her alanında eşit hakları için mücadelenin güçlenerek devam etmesi hayati önemdedir. Bu mücadelenin istikrarı ve kazanımları için işçi kadınların mücadeleye katılımının ve örgütlenmesinin ilerletilmesi zorunludur. Bu gerçeklerden hareketle bütün işçi ve emekçi kadınları fabrikalarda, işyerlerinde ve emekçi semtlerinde mücadele ve örgütlenmelerini yaygınlaştırmaya ve güçlendirmeye çağırıyoruz.
8- İşsizlik gençliğin bugünü ve yakın geleceğini kuşatan en önemli sorun durumundadır. Salgınla birlikte EBA üzerinden online eğitim uygulamaları eğitimde fırsat eşitsizliğini derinleştirirken, işçi ve emekçi çocuklarının geleceğini karartıyor. İşsizlik başta olmak üzere gençliğin parasız, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim talepleri etrafında mücadele ve örgütlenmesinin kararlılıkla sürmelidir. İşçi, işsiz, öğrenci bütün ülke gençliğini çalışma, eğitim ve yaşam alanlarında sendikal, akademik, kültürel, sportif vb. örgütlenmelerini güçlendirmeli ve bu örgütleri gelecek mücadelesinin bir dayanağı olarak değerlendirmeye çağırıyoruz.
9- Kürt halkı üzerinde artan baskılara, HDP’li siyasetçilerin tutuklanması ve belediyelere kayyum atanması gibi uygulamalara karşı mücadele, işçi ve emekçi halk kitlelerinin demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinin bir parçasıdır. Kürt sorunun hak eşitliği temelinde demokratik çözümü konusunda ısrarcı olan partimiz, bütün milliyetlerden işçi ve emekçilerin eşit, özgür ve kardeşçe bir arada yaşaması için çalışmaya devam edecektir.
10- Emperyalistler eliyle körüklenen Suriye savaşı ve akabinde gelişen kitlesel göç nedeniyle ülkemizde 4 milyondan fazla mülteci, statü hakkından mahrum olarak yaşam mücadelesi veriyor. AB ile imzalanan “Geri Kabul Anlaşması”nda olduğu gibi, mülteciler pazarlık gücü olarak kullanılırken Türkiye bir “göçmen deposu” haline getirildi. 2021 yılı Suriye savaşının ve göçün 10. yılıdır. Bu vesileyle ırkçı, şoven politikalara ve kışkırtmalara karşı yerli ve mülteci işçilerin ortak hak mücadelesini ilerletmek, Türk, Kürt, Arap bütün milliyetlerden işçiler arasında birlik, kardeşlik ve enternasyonal dayanışmayı yükseltmek durumundayız.
11- Sömürülen ve ezilen halk kitlelerinin, Cumhur İttifakı ve tek adam yönetimiyle, onun karşısına sistem içi bir alternatif olarak çıkan Millet İttifakı dışında gerçek bir halk seçeneğine üçüncü bir mücadele ittifakı odağına ihtiyacı var. Partimiz bu anlayışla, devrimci-demokratik bir halk seçeneğinin örgütlenmesi için emekten, barıştan, demokrasiden yana olduğunu söyleyen güçleri birleştirmek üzere bugüne kadar çeşitli pratik girişimlerde bulunmuştur. Önümüzdeki süreçte de bu girişimlerini her düzeyde kararlılıkla sürdürecektir.
12- Günümüz kapitalist dünyasında, emek ile sermaye arasında, emperyalistlerle ezilen halklar arasında ve egemen sınıfların kendi arasındaki çatışmalar keskinleşmekte, sınıf çelişikleri derinleşip daha görünür hale gelmektedir. Bu koşullarda her renkten burjuva ideolojisine karşı, diyalektik materyalizmin ışığında sosyalizm ve savaşsız, sömürüsüz, sınıfsız bir dünya için yolumuzda kararlı bir şekilde yürümeye devam edeceğiz.
Partimiz bütün işçi ve emekçileri “Salgına, Sömürüye ve Savaşa Karşı
Birlik, Mücadele, Dayanışma”yı büyütmeye çağırıyor…
Emek Partisi (EMEP)
Genel Yönetim Kurulu (GYK)
Aralık 2020
