Emek Partisi Geri Gönderme Merkezleri Raporu

Emek Partisi Geri Gönderme Merkezleri Raporu

Emek Partisi Geri Gönderme Merkezleri Raporu

ARALIK 2023

2000 yılında, Birleşmiş Milletler tarafından 18 Aralık günü Uluslararası Göçmenler Günü olarak kabul edildi. Göç İdaresi bilgilerine göre de 2013 yılından beri Türkiye’de de Uluslararası Göçmenler Günü “kutlanıyor”. Göç İdaresi bu kutlamayı şöyle açıklıyor: Türkiye’de Uluslararası Göçmenler Günü, göçmenlerin haklarının korunması yükümlülükleri konusunda bilgilendirilmesi, uyum süreçlerinin iyileştirilmesi ve göçmenlere yönelik politikaların geliştirilmesi gibi konuların önemini vurgulamak için 2013 yılından beri her yıl 18 Aralık tarihinde Uluslararası Göçmenler Günü kutlanmaktadır.

Göç İdaresi tarafından, göçmen haklarının korunması ve uyum süreçlerinin iyileştirilmesinin önemi ile vurgulanan 18 Aralık gününde bu yıl Geri Gönderme Merkezlerinin durumunu ele alıyoruz. Amacımız; şiddet, baskı ve hak gaspları ile göçmenler için birer “cezaevine” dönüştürülen Geri Gönderme Merkezlerindeki hukuksuzlukları görünür kılmak, kamuoyunu bir an evvel göçmenler için kâbusa dönüşmüş bu süreçlerin iyileştirilerek, göçmenlerin insan haklarına uygun muameleyle yaşamaları için harekete geçirmektir.

Bu rapor, Türkiye’deki farklı şehirlerde Geri Gönderme Merkezlerinde kalmak zorunda kalan göçmen ve mültecilerle yaptığımız görüşmelerden notlar içermektedir. Bu anlatımların ortaya serdiği sorunları kamuoyuyla paylaşmak, bu sorunların çözümü noktasında sorumluluğu olan kurumları derhal harekete geçmeye çağırmak amaçlanmaktadır.

1-   GERİ GÖNDERME MERKEZİ NEDİR?

Geri Gönderme Merkezleri, Türkiye’de kalış hakkı bulunmayan ve ülkesine geri gönderilecek kişilerden haklarında idari gözetim kararı verilenlerin tutulduğu yerlerdir. Geri Gönderme Merkezleri, Türkiye’deki yabancılara dair yürütülen tüm iş ve işlemlerden sorumlu olan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) tarafından işletilir. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün merkezi Ankara’da olup, bu kurum her ilde İl Göç İdaresi Müdürlüğü olarak adlandırılan il müdürlükleri vasıtasıyla faaliyetlerini yürütmektedir.

İdari gözetim kararı verilerek geri gönderme merkezlerine gönderilen göçmenler, bu idari gözetim kararını ise, çok belirsiz bir çerçevede tarif edilmesi nedeniyle zor alabilmektedir.

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK)’a göre İdari gözetim kararı, Türkiye’ye giriş çıkış kurallarını ihlal edenler, sahte veya asılsız belge kullananlar, kabul edilebilir bir mazereti olmadan Türkiye’den ayrılması gerekirken ayrılmayanlar, kamu düzeni, kamu sağlığı ve kamu güvenliği açısından tehdit oluşturanlar hakkında verilmektedir. Bu tanımlamada da ifade edildiği üzere, kamu sağlığı, kamu güvenliği gibi sınırları belirsiz kavramlarla idari gözetim kararının verilmesi göçmenler için çoğu zaman “keyfi” birer uygulamaya dönüşmüştür.

Bursa GGM’de, hakları çiğnenen ve kötü koşullara maruz bırakılan M.B bu durumu şöyle açıklıyor:

 “Hiçbir gerekçe olmadan aylarca Bursa GGM kampında kaldım. ‘İlla bir gerekçesi vardır’ diye düşünüyorsanız, gerçekten kendi düşüncelerimi ve kendi politik görüşümü yansıttığım için geçtiğimiz aylarda ‘milli güvenliğe tehdit’ koduyla tutuklandım.”

Göçmenler, “millli güvenliğe tehdit” oluşturabilecek hangi unsurlara sahip olduğuna dair tek bir bilgisi olmadan aylarca bu merkezlerde tutulup hak gasplarına uğramaktadır. Bu hak gaspları göçmenlerin doğrudan yaşamlarına etki edecek vaziyete gelmiş, geri gönderme merkezleri birer tehdit unsuruna dönüştürülmüştür.

2-   GERİ GÖNDERME MERKEZLERİ: GÖÇMEN HAPİSHANELERİ

İdari gözetim kararları nedeniyle göçmenlerin geri gönderme merkezlerinde tutulması kararı YUKK’a göre düzenlenmiştir.

“a) Yabancı tarafından bedeli karşılanamayan acil ve temel sağlık hizmetleri ücretsiz verilir,

b) Yabancıya; yakınlarına, notere, yasal temsilciye ve avukata erişme ve bunlarla görüşme yapabilme, ayrıca telefon hizmetlerine erişme imkânı sağlanır,

c) Yabancıya; ziyaretçileri, vatandaşı olduğu ülke konsolosluk yetkilisi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği görevlisiyle görüşebilme imkânı sağlanır,

ç) Çocukların yüksek yararları gözetilir, aileler ve refakatsiz çocuklar ayrı yerlerde barındırılır,

d) Çocukların eğitim ve öğretimden yararlandırılmaları hususunda, Millî Eğitim Bakanlığınca gerekli tedbirler alınır ve göç alanında uzmanlığı bulunan ilgili sivil toplum kuruluşu temsilcileri, Genel Müdürlüğün izniyle geri gönderme merkezlerini ziyaret edebilirler.” hükümleri yer almaktadır. Anılan hükümlerde idari gözetim kararının alınması, süresi, geri gönderme merkezlerinin koşulları vd. hususlar hakkında açık düzenlemeler yer almaktadır. Ancak bu düzenlemelere rağmen uygulamada en çok bu merkezler ile idari gözetim kararlarının uygulanması hakkında sorun yaşanmaktadır.

Kanunda “İdari gözetim kararı altı ayı geçmez” ibaresi yer almasına rağmen geri gönderme merkezlerinde iki yıl süreyle dahi gözetim altında tutulan göçmenler mevcuttur. “Gönüllü geri dönüş metinleri”nin zorla imzalatıldığı, imzalatılan belgelere itirazın dahi mümkün olmadığı, daha gözetim kararının çıkması itibariyle “hukuksuzlukla” karşı karşıya bırakılan göçmenlerin yaşadıklarını anlatabilmek için geri gönderme merkezlerinin koşullarını ele almanın önemli olduğu görülmektedir.

Türkiye’de 27 adet geri gönderme merkezi bulunmaktadır. Türkiye’nin çeşitli illerinde inşa edilen bu geri gönderme merkezlerinden bazı illerde birden fazla bulunmaktadır.  Bu raporda, geri gönderme merkezlerine ilişkin fiziki koşullar, uygulanan muameleler, görevlilerin tutumu, göçmenlerin uğradığı hak gaspları kamuoyuyla doğrudan görüştüğümüz göçmenler ve onların tanıklıkları üzerine ele alınarak paylaşılacaktır. Partimiz ile iletişime geçen, GGM’lerde yaşadıkları nedeniyle hakları gasp edilen gerçek kişilerin aktardıkları GGM’lerde yaşanan hukuksuzluk, keyfiyet ve korku çemberini gözler önüne sermektedir.

3-   GERİ GÖNDERME MERKEZLERİNDEKİ İNSANLIK DIŞI KOŞULLAR

Yenmez durumda yemekler, karın doyurmak için toplanan ekmekler…

GGM’lerde tutulan insan sayısı, kapasitenin çok üzerinde olduğu için göçmenlere bir yaşam alanı bırakılmamaktadır. Sağlık ve hijyen koşullarının olmadığı, bulaşıcı hastalıkların yayıldığı koşullarda koridorlarda yatan, dolapları ters çevirip yatak olarak kullanan, yer kalmadığı için tuvaletlerde uyumaya çalışan insanların bulunduğu bir GGM’de tutulan M.B’nin sözleri durumu tüm yalınlığı ile özetliyor:

“Bina iki kattan oluşuyordu. Zemin katı idari personelin kaldığı, birinci ve ikinci kat ise GGM’de tutulan kadınlara aitti. Her kat sağ ve sol olarak ikiye bölünmüş ve aralarında demir parmaklıklar vardı. İlk girdiğim gün parmaklıklar açıldı, içeri girdim ve parmaklıklar üstüme kapatıldı. Ne yapacağıma dair hiçbir bilgi verilmedi. Gittiğimde odalar doluydu. Yataklar da öyle. Dolayısıyla bana verilen yatağı tuvalet kapısının önüne sermek durumundaydım. İki hafta tuvalet kapısının önünde uyumak zorunda kaldım. Büyük odaların havalandırma camı vardı. Küçük odaların havalandırma sistemi yoktu. Her gün gelen mülteci veya göçmen kadın sayısı artıyordu. Bulunduğumuz katın bölümünde 40 kişiden 200 kişiye bir artış söz konusuydu günler içerisinde. Genelde gelenler İstanbul’dan getiriliyordu. Özellikle yemek sıralarında çok zorluk yaşıyorduk. Yemekler insanların yiyebileceği türden hiç değildi. Bulunduğum 5 ay boyunca bize sadece bir gün kırmızı et ve iki gün tavuk eti verildi. Yemeklerimizin içine bazen sakinleştiricilerin konulduğuna dair kanaatimiz vardı. Özellikle çorba günlerinde yemek sonrası katlarda herkesin tüm gün boyu uyuduğuna şahsen şahit oldum. Yemek porsiyonları küçük ve yemek saatleri zorlayıcıydı. Dolayısıyla herkes olabildiğince kenarda köşede ekmek varsa toplayıp odaya getirmeye gayret gösteriyordu. Orada sadece haftada iki gün açık olan bir market vardı. İçinde bulundurduğu ürünler çok kısıtlı ve pahalıydı. Sadece maddi durumu iyi olanlar bazen o marketten alışveriş yapıyorlardı. Yaşadığımız diğer sorunlardan biri de tabii ki sağlık ve hijyen sorunlarıydı.”

İdari gözetim alanlarında bulunan göçmenler için yeme, içme, temel hijyenik ihtiyaçlar, sağlık hizmeti ancak hayatta kalabilecek kadar sağlanmaktadır. Yemekler, tabldotlarda, soğuk bir şekilde verilmektedir. Çocuklara ayrı ve yeterli şekilde beslenme sağlanmamaktadır, haftada yalnızca belirli günlerde süt dağıtılmaktadır.

Doktora erişim yok, acil durumlarda müdahale edilmemesi kalıcı sakatlıklara yol açıyor

Genel olarak Geri Gönderme Merkezlerinde doktor bulunmamakta, sorunlar paramediklerle çözülmeye çalışılmaktadır. Doktora erişim ve sağlık koşullarının iyileştirilmesine yönelik talepler çoğu zaman sonuçsuz kalmaktadır. Göçmenlerin yaşadığı sağlık sorunlarına karşı müdahalede yetersiz kalınması, hastaya yeterli tedavi imkanı sunulmaması insan haklarına aykırı uygulamalardır.

GGM’de kalan bir kadın göçmenin tanıklıkları bu noktada durumun yakıcılığını ortaya koymaktadır:

“GGM’de yaşadığımız sık sorunlardan biri eğer bir hastalığınız varsa o hastalığınızla ilgili ilaç alıyorsanız o ilacı yanınızda getirmenize asla izin verilmiyordu. GGM’de bulunan doktor eğer kabul ediyorsa hastaneye tekrar sağlık taraması için gönderiliyordunuz. Yoksa o hastalıkla hayatta tutunmaya çalışıyordunuz. Bunun örneklerinden birini daha vermek istiyorum. N. isminde Afrikalı bir kadın arkadaş vardı benim olduğum dönemde. N. diyabet hastasıydı. Geldikten iki hafta sonra bir gün kriz geçirmeye başladı. Kriz neredeyse bir buçuk saat sürdü ve biz öldüğünü zannettik. Sorumlular o süre zarfında geldi ve ama sadece güldüler. N.nin GGM’den çıkmak için bu ‘tiyatroyu’ sergilediğini söylüyorlardı ve gülüyorlardı. Bir buçuk saatin ardından N. artık hareket edemiyordu, sanki beyni hiçbir komut vermiyordu. Hiçbir şey hatırlamıyordu. Bu durumdan sonra N.’yi hastaneye götürdüler. Ama götürmelerin hiçbir faydası yoktu. N. artık ellerini kullanamıyordu, yürüyemiyordu ve konuşamıyordu. Ona tekerlekli sandalye vermişlerdi. Bizler onu yemeğe götürüyorduk. Kilolu bir kadındı ve merdivenleri çıkarırken, ağır olduğu için kaç kere onu tutamadık ve düştü. Düşünsenize ilaçla kontrol altına alınabilecek bir hastalığınız var yürüyerek, konuşarak ve fiziksel olarak faaliyetlerinizi yapabiliyorken GGM’ye geldikten sadece iki hafta sonra tekerlekli sandalye mahkum bir hale düştüğünüzü? Anlattıklarım tiyatro değil gerçekten birçoğumuzun iliklerine kadar yaşadığı şeyler…”

Hijyen malzemelerine erişim yok

GGM’lerde tutulan göçmenler, kış aylarında dahi soğuk su ile duş almak zorunda kalmakta, çamaşırlarını yıkayamamaktadır. Soğuk su ile duş almaya razı olan göçmenler bu defa sabun, şampuan veya herhangi bir temizlik malzemesine erişememektedir. Kişiler, kalabalık odalarda temizlik ihtiyaçlarını da karşılayamadan çok kötü koşullarda kalmaya mecbur bırakılmaktadır. Görevlilerden hijyen malzemeleri istendiği zaman, intihar vakaları ile karşılaştıkları şeklinde gerçeği yansıtmayan cevaplar verilmektedir.

Haşere, kene gibi böceklerin binalarda gezdiği, kalabalık bir nüfusa rağmen tuvaletlerin temizlenmediği, bu nedenle bulaşıcı hastalıkların, enfeksiyon, mantar ve özellikle kadınlarda genital yollarla bulaşan hastalıkların sıklığının arttığı, tuvalet kağıdı, kadın pedi gibi hijyen malzemelerin göçmenlere verilmediği ve nihayetinde temizlik yapılmasının mecbur olduğu durumlarda ise bu temizliğin göçmenlere yaptırıldığı aktarılmıştır.

GGM’de kaldığı süre boyunca yaşadıklarını anlatan ressam A.G hijyen koşullarını şöyle anlatıyor: “Hijyen koşulları berbattı. Tuvaletlerde kocaman siyah çöp poşetleri vardı ve günlerce çöpler toplanmıyordu. Her yer kirli ped doluydu. Enfeksiyon, mantar çok yaygındı. Benim vücudumda kısa süre içerisinde beyaz lekeler oluşmaya başladı. Öte yandan diş etlerimde enfeksiyon oluşmaya başladı. Ben günlerce çok ağrımın olduğunu idareye bildirmeme rağmen hastaneye götürülmedim. En son tüm ağzım şiştiğinde dişçiye götürdüler. İnsanların ihtiyacını karşılayacak en temel şeylerin bile hiçbiri yoktu. Örneğin tarak. Bize verilen çatalları saklayıp saçımızı tarıyorduk. Bit çok yaygındı. Regl olduğumuzda pede erişmek çok zordu. Regl olduğumuzu söylediğimizde 2-3 gün sonra ped getiriyorlardı. Dolayısıyla herkes kendi reglinden birkaç gün önce regl olduğunu söylüyordu. Öte yandan sadece bir paket küçük ped alabiliyorduk ve ikinciyi almak neredeyse imkansızdı. O bir paket normalde 2 gün yetiyorken senin 6 güne yayman gerekiyordu ve bu hastalık demekti. Tuvalet kağıdı da yoktu.”

Refakatsiz çocuklara ne oluyor?

GGM’lerde kadın ve çocuk olmanın getirdiği zorluklar ise, kalıcı hasarların oluşmasına neden olabilecek bir boyutta ilerlemektedir. Refakatsiz çocuklara yönelik muamele ise, özellikle ciddi sorunlar yaratmaktadır. Güvenlik görevlilerinin bu çocukların yaşlarını kasten 18 olarak yazdırması nedeniyle, çocuklar bakım evlerine yerleştirilememekte, aile birleşimlerine yönelik katı bürokratik süreçler izlenerek çocukların mağduriyetleri arttırılmaktadır. Ailelerinden ayrı tutulan çocuklarda özellikle istismar riskinin arttığı da aktarılmaktadır. Refakatsiz çocukların yalnızca beyanları esas alınarak yetişkin sayıldığı görülmektedir. Doktorlar, bu hususta gerekli tetkikleri yapmamakta; psikolojik değerlendirme yapılmamaktadır. Irklara göre yaş grupları olduğundan kişilerin gerçek yaşları ancak kemik yaşı tespiti yaptırılabilirse ortaya çıkmaktadır.

LGBTİ göçmenler risk altında

GGM’lerin koşulları, bu merkezlerde kalmaya zorlanan tüm kesimler için neredeyse birer “cezalandırma” aracına dönüştürülmüştür. Merkezlerde, aileler bir arada tutulmazken, bir arada tutulmaması gereken göçmenler ise aynı odaları paylaşmaya zorlanmaktadır. LGBTİ bireylere de özel bir alan sağlanmadığı için, tacize ve kötü muameleye, tecavüze maruz kalma riskleri artmakta, şiddetten koruma yöntemi olarak LGBTİ göçmenlerin “tecrit” edilmesi söz konusu olmaktadır. 

4-   GERİ GÖNDERME MERKEZLERİNDEKİ GÖÇMENLERİN ADALET MEKANİZMALARINA ERİŞİMİ 

Geri gönderme merkezlerinde tutulan göçmenlerin avukatlara erişimi, kendilerini geri göndermekten sorumlu memurlar tarafından süreci hızlandırma gerekçesiyle çeşitli yöntemlerle engellenmektedir. Merkezlerde kalanların en önemli sorunlarından biri de bir avukata ulaşıncaya kadar niçin ve ne kadar süreyle tutulacakları hakkında bilgi verilmemesidir. İkamet süresini uzatmak için gittiği Emniyet Müdürlüğü’nde hiçbir bilgi verilmeden gözetim altına alınabilen göçmenler, günlerce hatta aylarca geri gönderme merkezinde ne için tutulduğunu bilmeden kalmaktadır. Öncelikle, avukat taleplerini iletememekte, adli yardım merkezlerine tesadüfen yapılan ihbarlar neticesinde iletişime geçilebilmektedir. Bu durumda da, adli yardım merkezlerine başvuran aileler bakımından tercüman sorunu yaşanmaktadır.

Merkezlerde çoğunlukla avukat görüşme alanlarının bulunmayışı, bulunan alanların da açık veya camekan şekilde oluşu avukatlar ile göçmenlerin görüşmelerindeki gizlilik esasının ihlal edilmesine neden olmakta. Ayrıca güvenlik görevlilerinin avukatlara ve göçmenlere yönelik baskıcı tutumu neticesinde görüşmelerin engellenmesi ve gizliliğin ihlali gerçekleşmektedir.

Avukatların müvekkilleri hakkında bilgi edinme ve dosya inceleme hakları da engellenmektedir. En temel hak gasplarından biri olarak, uluslararası koruma başvurularının kayda alınması engellenmekte, keyfi uygulamalar gerçekleşmektedir. Göçmenler tarafından bizzat yazılan veya avukatları eşliğinde yazılan uluslararası koruma başvuruları, çoğu zaman görevliler tarafından kayda alınmamaktadır. Alındığı hâllerde ise, mülakatlar hakkında avukatlarına bilgilendirme yapılmamakta, kanuna aykırı şekilde otobüslerle başka bir ile nakil edildikleri esnada mülakat adı altında görüşmeler yapılmaktadır. Geri gönderme merkezleri içerisinde, avukatlar tarafından uluslararası koruma süreci ve mülakatı hakkında bilgi alınmak istendiğinde, Göç İdaresi aranarak göçmenlerin hızlandırılmış değerlendirmeye tabi tutulup sürecin olumsuz sonuçlandırılması söz konusu olmaktadır. Akabinde, mesai saatleri dışında sınır dışı etme kararları alınmaktadır.

GGM’lerde görevli memurların keyfi tutumları, alana ilişkin özgün bir eğitimden yoksun olması hukuksuzluğun derinleşmesine neden olmaktadır. Görevli memurlar, mevzuat hakkında bilgi sahibi olmamakla birlikte, birtakım hukuksuz kararların gerçekleştirilmesi için zorlamalarda bulunmakta, bu kararların çeşitli genelgelere dayandığını ifade etmekte, fakat içerik hakkında bilgi vermemektedir.

Görev sınırları dışına çıkarak, rüşvet mekanizmalarının da içerisine düşülen durumlara dair bir somut örnek verilebilir. GGM’de kalan M.B, rüşvet mekanizmasını kendi tanıklığı ile şöyle anlatıyor:

“GGM’de en çok yaygın olan şeylerden biri, bulunan göçmen ve mültecilerin parasını sömürmekti. Buna dair bir örnek vermek istiyorum. Bulunduğumuz süre içerisinde sınır dışı edilmeyi kabul edenler ikiye ayrılıyordu: uçak parası olanlar ve olmayanlar. Uçak parası olmayanları normalde GGM karşılamak zorunda ama ‘Şimdi paramız yok, olunca göndereceğiz’ yanıtı mülteci veya göçmenin aylarca bahsettiğim koşullarda GGM’de kalması anlamına geliyordu. O yüzden orada kalanlar ne yapıp edip para bulmaya ve uçak biletlerini almaya uğraşıyorlardı. Uçak bileti alırken kendin değil idarenin seçtiği uçak biletini almak zorundaydın. Yani bir ülkeye gidebileceğin uçak parası 2 bin lirayken idare sana ‘10 bin liralık bilet alacaksın’ diye zorluyordu. Nedeni de şuydu: Uçak biletlerini fon ve bütçe aldıkları yerlere idarenin gideri olarak gösteriyorlardı. Defalarca kendi uçak parasını ödeyen kişilere ‘Uçak biletimi idare almıştır’ belgesini zorla imzalattılar. Zor kısmı şiddet uygulayarak değil, ‘İmzalamıyorsan bilet de alamazsın’ zorbalığıydı. Ki bu yine de o koşullarda kalan kadınlar için ‘Tamam imzalayacağım’ yanıtını vermelerine neden oluyordu. Bu ve bunun gibi şeyler sık sık karşılaştığımız şeylerden biriydi.”

Güvenlik görevlileri tarafından gerçekleştirilen para tuzaklarının bir diğer durum ise göçmenlerin resmi aile bağı olmayan ancak ailesinden daha yakın hissettiği kişilerle görüşmelerine izin verilmeyerek gerçekleştirilmekte. Örneğin, bu kişiler para getirip vermek istediklerinde göçmenlerin kendilerine değil, güvenlik görevlilerine teslim etmektedir. Bu durum, göçmenlerin söz konusu paraya ulaşıp ulaşamadığı sorununu doğurmaktadır. Tüm bunların yanında, geri gönderme merkezinden salıverilen göçmenlerin paraları merkezde kalmaktadır. Geri gönderme merkezlerinde göçmenlere telefon hakkı tanınmamakta ya da mesai saatleri içinde yalnızca bir defa tanınmaktadır. Telefon kartlarının, ücretsiz olmasına rağmen belli kişilere verildiği, bu kişiler tarafından fahiş ücretlerle satıldığı yönünde iddialar iletilmektedir.

5-GERİ GÖNDERME MERKEZLERİNDE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ OLAĞAN DURUMA GELMİŞTİR

Geri gönderme merkezlerine getirilen ve polis aracından inen kadınlar, erkek güvenlik görevlileri tarafından etiketlenmekte ve psikolojik şiddet içeren, ayrımcı tutumlar sergilenmektedir. Memurlar, siyasi saiklerle kendi düşüncelerini beyan etmektedir. Farklı dini inanca sahip ya da farklı cinsel yönelimleri olan ve bu özel bilgileri dosyalarında yazılı olan göçmenlere yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet uygulandığı bizzat göçmenler tarafından aktarılmaktadır.

Şiddet GGM koşullarında giderek artmakta, memurların keyfi tutumları göçmenlerin bu koşullarda yaşamasını imkansızlaştırmaktadır. M.B tanıklıklarını şöyle anlatıyor:

“Evli olan çiftler bazı günler görüştürülüyordu. Eşleriyle görüşen kadınlar diğer binadaki koşulların çok daha ağır olduğunu, erkeklerin fiziksel şiddete çok maruz kaldıklarını, jopla darp edildiklerini söylüyorlardı. Son olarak orada ne kadar kalırsanız kalın oluşacak psikolojik tahribatı hiçbir şey söküp atamaz. Orada bulunduğum sürede yaşadıklarım sürekli kafamda ve derin bir depresyon sürecini geride bırakmaya çalışıyorum. İnsanlık adına hiçbir şeyin olmadığı GGM’ler kim tarafından denetleniyor? Nefrete karşı bizim sesimizi ne zaman duyacaksınız?”

Dil bariyeri göçmenler için yakıcılığını korumaktadır. İhtiyaçlarını ve taleplerini dile getirememekten dolayı, sözleri elinden alınan göçmenler GGM’lerde katmerli bir kötü muamele ile karşılaşmaktadır.  A.G bu durumu şöyle ifade ediyor:

“GGM’de yaşadığımız sorunlardan biri dil sorunuydu. Ben Türkçe konuşamıyordum ama avantajım İngilizce bilmekti. Buna rağmen önümüze koyulan birçok evrak Türkçeydi. Orada Türkçe ve İngilizce bilmeyen birçok kişi vardı. Size böcek muamelesi yapıyorlardı ve iletişim kurmamız çok zordu. İngilizce veya Türkçe bilince bir tık daha iyi davranılıyordu. Ancak iletişim sorunu sizin dilini bilmediğiniz hukuki belgelere imza atmanıza, hasta olduğunuzda doktorla iletişim kuramamanıza kadar etken oluyordu.”

GGM’lerde seslerini duyuran göçmenler, kamuoyu tarafından duyulan vakalarda da kendilerine yönelik baskının arttığını söylemekte. EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan’ın GGM önünde açıklaması vemedyada haberler çıktıktan sonra Azerbaycanlı Sona Y.’ye psikolojik şiddet uygulandığını belirten Sona’nın avukatı şunları söylemişti:

“Güvenlik ve memurlar sürekli kendisine hakaret ve küfür etmiş iki gün boyunca. Sonrasında kaldığı yerden bir üst kata (daha çok akli dengesi bozuk ve psikolojik sorunları olanların kaldığı yere) almışlar. Koğuş dolu olduğu için uzun bir süre ayakta ve koridorda bekletilmiş. Tabi o sırada psikolojik şiddet devam ediyor. Tüm gün bu halde tutulduktan sonra GGM müdürü kendisini çağırmış. Müdür Sona Hanım’a ‘Seni neden üst kata alıp bunları yaptığımızı biliyor musun? Medyada ve Twitter’da hakkımızda haber ve paylaşım yaptırıyormuşsun. Ben de seni cezalandırdım. İstersem seni şimdi serbest de bırakabilirim zorla sınır dışı da edebilirim. Ama medyadaki haberlerden sonra serbest bırakmayacağız seni’ demiş. Bu sabah da Edirne’ye sevk edildi.”

Bulunduğu koşullardan dolayı kendi ülkesine isteyerek sınır dışı edilen Sona, “Deportu kendim istedim artık dayanamıyordum. GGM’deki şartlar benim için zorlaşmıştı. Edirne Geri Gönderme Merkezi’ndeki durum dolayısıyla sadece su ve sigara içiyordum.” demişti.

Sona örneğinde görüldüğü üzere, GGM’lerde yaşanan hak ihlalleri, kötü koşullar göçmenlerin sınır dışı edilmesi için bir tehdit unsuru olarak kullanılmakla kalmamakta aynı zamanda bu kötü koşullar ile göçmenler geri dönmeye zorlanmaktadır.

6- GERİ GÖNDERME MERKEZLERİNDE “GÖNÜLLÜ GERİ DÖNÜŞE ZORLAMA” UYGULAMALARI RUTİNLEŞMİŞTİR

Göçmenler, geri gönderme merkezlerinden önce kayıt merkezlerinde “gönüllü geri dönüşlere” zorlanmaktadır. Aksi takdirde, geri gönderme merkezi kastedilerek “Sizi cezaevine göndereceğiz, uzun süre kalacaksınız” şeklinde baskı yapılmaktadır. Bu esnada, göçmenlerin yasal hakları anlatılmamakta, maktu şekilde sınır dışı etme kararları alınmaktadır. Bu kararlar, kimi zaman göçmenlere tebliğ dahi edilmemekte, kimi zaman tebliğ evrakının içeriği anlatılmadan ve yasal hakları konusunda bilgilendirmeden zorla imzaları alınmaktadır. İmzalatıldıktan sonra bu evraklardan bir suret verilmemektedir. Ancak aileleri bir avukata ulaşır veya bir sivil toplum kuruluşu ihbarda bulunursa evraklardan haberdar olunmaktadır. Ne var ki, kişilere bir suret verilmediğinden imzalarının teyit edilmesi mümkün olmamaktadır. Gönüllü geri dönüşler için baskı altında imzalar alınırken boş senet imzalatarak göçmenler borçlandırılmaktadır.

Geri gönderme merkezlerinde yaşanan bu usulsüzlükler, keyfi uygulamalar, göçmenleri “bezdirme” yöntemleri, rüşvet çarkları bugünün yargıdaki çürümüşlüğünden, göçmenlere yönelik yürütülen nefret ve düşmanlaştırma politikalarından bağımsız olarak ele alınamaz. Göçmenleri “ensar ve muhacirlik” söylemleri üzerinden ülkeye hapseden, kişi başı alınan “ücretlerle” Avrupalı devletlerin sınırlarına “yaklaştırmayan” iktidar, Türkiye’yi Geri Kabul Anlaşmasıyla adeta bir “göçmen deposuna” dönüştürmüş, göçmenleri bu topraklarda “yük” ya da “düşman” olarak göstererek sorumlusu olduğu yoksulluğu kapatmaya çalışmış, göçmenlerin hedefe konmasına neden olarak açık bir toplumsal nefret ortamına zemin hazırlamıştır. Geri Gönderme Merkezlerinde yaşanan bu insanlıkdışı uygulamalar, iktidarın bu suçlarının bir parçasıdır.

Uluslararası kurumlar ve BM, AB gibi “otorite” olarak kabul edilen örgütler, göç meselesinde doğrudan bir başvuru mekanizması olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Türkiye’de gerçekleşen bu hukuksuzluklara göz yummakta, Avrupalı devletler, “Göçmenler sınırlarımıza erişmesin” diyerek bu hak gasplarına doğrudan taraf olmaktadır. 

ÇÖZÜM İÇİN TALEPLER

  • Göçmenlere Geri Gönderme Merkezlerinde yaşatılan bu tablo, apaçık insan hakları ihlalidir, insanlık suçudur. Konunun iç güvenlik meselesi değil, insan hakları meselesi olduğu kabul edilmelidir.
  • Yaşanan ihlallere karşı, barolar, uluslararası kurumlar, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği doğrudan taraf olmalıdır.
  • Hak ihlallerinin izlenebilmesi ve gereğinin yerine getirilmesi için Geri Gönderme Merkezlerine bağımsız ve uluslararası kuruluşlar tarafından düzenli aralıklarla ziyaretler yapılması, göçmenler ile görüşmeler gerçekleştirilmesi ve durumun raporlanması sağlanmalıdır.
  • Geri gönderme merkezlerinin güncel durumu üzerine hukukçular, bu alanda çalışan demokratik kitle örgütleri, TBMM’nin ilgili komisyonları ve alt komisyonlarına açık olarak, düzenli ve sistematik denetimler gerçekleştirilmeli, uluslararası mekanizmalar için il bazında sistematik raporlamalar yapılmalı, bu raporlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
  • TBB tarafından göç ve iltica hukukuna dair Göç İdaresindeki memurların da doğrudan katıldığı eğitim ve seminerler düzenlenmeli, hak ihlallerine dair raporlar ve bilgilendirmeler ışığında bu alanda sistematik değerlendirmeler yapılmalıdır. 
  • Sağlık ve hijyen koşulları derhal düzeltilmeli, göçmenlerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için uygun koşullar ivedilikle gerçekleştirilmelidir. Meselenin sadece kapasitenin arttırılması olmadığı açıktır, bu merkezlerdeki keyfi uygulamalar, bizzat devlet görevlilerinin dahil olduğu suç organizasyonların son bulması için soruşturmalar yürütülerek, bu suçları işleyen görevliler hakkında gerekli işlemler yapılmalı, GGM’ler cezaevi koşullarından arındırılmalıdır.
  • Bulaşıcı hastalıklar ve sağlık hizmetine erişim konusunda hızla adımlar atılmalı, göçmenlerin sağlığı bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmalıdır.
  • Göçmenler, kendilerinden fahiş ücretler talep ederek belli vaatlerde bulunan, aylarca oyalayan ve meslek etiğine aykırı davranan avukatlardan, İl Göç İdaresi memurlarından ve kolluk kuvvetlerinden korunmalıdır. Bu gayrimeşru ve gayrihukuki yöntemlerle göçmenlerin zor durumundan faydalanmaya çalışan kişiler hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır.
  • Dil bariyeri sorunu çözülerek, göçmenlere acil ücretsiz dil desteği sağlanmalıdır

Tüm bu çözümlerin gerçekleşebilmesi için sadece göçmenlerin sesinin duyurulması değil aynı zamanda göçmenlerin doğrudan taraf kabul edildiği, kamuoyu yaratılarak yaşanan ayrımcılığın görünür kılındığı ve Türkiye’de ister yerli ister göçmen olsun yoksulluğun birer tarafı olarak birbirine düşman edilmeye çalışılan tüm kesimlerine çağrımızı sunarak, GGM’lerde yaşanan ihlallere karşı taraf olmaya davet ediyoruz!

Paylaş: