EMEP AMASRA GÖZLEM RAPORU

EMEP AMASRA GÖZLEM RAPORU

14 Ekim 2022 tarihinde Türkiye Taşkömürü Kurumuna (TTK) ait Amasra Taşkömürü İşletme Müessesesinde meydana gelen grizu patlamasında 41 maden işçisi can vermiştir. 11 işçinin yaralı olarak çeşitli hastanelerde tedavisinin devam ettiği grizu patlaması sonrasında partimiz EMEP bölgeye bir heyet göndermiştir. Genel Başkanımız Ercüment Akdeniz, MYK üyemiz Arzu Erkan ile birlikte içlerinde partili maden mühendisi ve hukukçularımızın olduğu heyetimiz Amasra’da bir dizi inceleme yapmış, madencilerle ve hayatını kaybeden madencilerin eşleriyle görüşmüştür.  Varılan tespit ve sonuçları basının ve kamuoyunun dikkatine sunarız:

TÜM UYARILARA RAĞMEN 41 İŞÇİNİN CİNAYETİ GÖZ GÖRE GÖRE GELMİŞTİR!

Grizu patlaması; yer ve meydana geliş şekli bakımından 2019 yılında yayınlanan Sayıştay Denetim Raporunun dikkat çektiği risklerin gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Sayıştay tarafından tespit edilen eksikliklere dair önlemler ivedilikle hayata geçirilmiş olsaydı, maden işçilerinin yaşamına mal olan işçi cinayetleri yaşanmamış olacaktı.

İlgili Sayıştay Denetim Raporuna göre,

-Maden ocağında üretim derinliğinin -300 metreye ulaştığı,

-Çalışılan damarların tamamında gaz içeriklerinin yüksek olduğu, dolayısıyla degaj kapasitelerinin de yüksek olduğu,

-Arıza zonlarında riskin daha da arttığı,

-İşçi sayısının tehlike doğuracak boyutta azaltıldığı ve arızaların giderilemediği,

-Yeraltı haberleşmesinde uzun süreli kesintiler oluştuğu,

-24 saat takip gerektiren tehlikeli gaz ölçümü sisteminin sağlıklı işlemediği,

-Gündüz vardiyası dışında arızalara müdahale edilemediği tespit edilmiştir.

Bölgede yaptığımız görüşmelerde, maden ocağının faaliyete geçtiği ilk yıllarda çalışan işçi sayısının 6 bin civarında olduğu, yıllar içerisinde bu sayının yeraltı ve yer üstünde çalışanlarla birlikte 580’e kadar gerilediği ifade edilmiştir. Yine aynı raporda mevcut işçi sayılarıyla gerekli önlemlerin alınamayacağına dikkat çekilmiştir. Yani bu toplu iş cinayeti göz göre göre gelmiştir. İktidarın “fıtrat”, “kader planı” söylemleri iş cinayetinin ve ihmallerin üzerini örtemez. Amasra’da madenci aileleri de hayatını kaybeden madencilerin defaatle kendilerine “Burası patlayacak” uyarılarını dile getirdiklerini hatırlatmışlardır.

NE KADER NE FITRAT BU BİR CİNAYET!

Cumhurbaşkanı Erdoğan tüm işçi cinayetlerinin ardından yaptığı açıklamalarda olduğu gibi, Amasra’da da katliamı “kader ve fıtrata” bağlamıştır. “Amasra Kömür İşletmeleri bizim şu anda en ileri imkânlara sahip olan ocak olmasına rağmen tabi birileri bununla dalgasını geçebilir ama önemli değil biz kader planına inanmış insanlarız. Kader planına da inandığımız için bunun ne dünü ne bugünü ne de yarını hiçbir zaman olmayacaktır. Bunlar her zaman olacaktır bunu da bilmemiz lazım”” diyen Erdoğan, sorumluluğunu bir kez daha iktidarının üzerinden atmaya çalışmış, “kader, yazgı” diyerek madenci ailelerinin dini duygularını istismar ederek öfkeyi yatıştırma gayreti içerisinde olmuştur. İşçi cinayetleri ne kaderdir ne de fıtrat. Kar hırsı ve “maliyet” hesabı nedeniyle alınmayan önlemler bu işçi cinayetlerinin asıl nedenidir, bunu Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan da bilmektedir.

Amasra’da yaşanan iş cinayeti sonrasında açıklama yapan Erdoğan ailelere ve çocuklara “1 milyon 350 bin lira para yardımı” yapılacağını beyan etmiştir. Bu paraların sözü edilen çocuklara madenci babalarını geri getirmeyeceği açıktır. Dolayısıyla bu kaynaklar neden işçi sağlığı ve iş güvenliğine harcanmadı ve neden madenciler canından oldu, asıl sorulması gereken soru budur. Kaldı ki, Soma, Ermenek, Sakarya iş cinayeti örneklerinde de görüldüğü üzere madenci ailelerine verilen sözler de tam olarak yerine getirilmemiştir.

ENERJİ BAKANI FATİH DÖNMEZ DERHAL İSTİFA ETMELİDİR!

Sayıştay Denetim Raporunun işaret ettiği bulgular ışığında, hangi önlemlerin alındığı, hangi eksiklerin giderildiği gerek Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK), gerekse ilgili bakan ve bakanlıklar tarafından kamuoyuna derhal açıklanmak zorundadır. Rapora rağmen bağıra bağıra gelen bu katliama yol verenler görevden el çektirilip haklarında soruşturma açılmalıdır.

20 Eylül 2022 tarihinde Amasra Taşkömürü İşletme Müessesesini “nezaketen” ziyaret ettiğini belirten Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez alınan tedbirleri övmüş, maden işçilerine “Bir kere şunu ilk baştan söyleyeyim. Önce güvenlik. Sizin canınızın güvenliği biz şu tesisin tamamına değişmez. Onun için de ilk talimatımız bir işçimizin kılına, tırnağına zarar gelmesin” ifadelerini kullanmıştır. Bakan Dönmez’in “önce güvenlik” dediği madende tüm uyarılara rağmen, gerekli önlemler alınmadığı için 41 maden işçisi adeta ölüme gönderilmiştir. Bakanın Meclis’te yaptığı bilgilendirme de 41 ölümün cevabını verememiştir. Bakan Dönmez ortaya çıkan bu vahim tablodan birinci dereceden sorumludur ve derhal istifa etmelidir. İstifa etmediği durumda görevden el çektirilmelidir.

SUÇ, MADENDE ÇALIŞAN BİRKAÇ EMEKÇİYE YIKILARAK ASIL SORUMLULAR AKLANMAMALIDIR

Bakan ve bakanlıkların doğrudan sorumlu olduğu bir maden işletmesinde yaşanan işçi katliamının sorumluluğu salt birkaç maden mühendisine, çalışanlara yıkılarak kapatılamaz. Siyasal erkin bürokrasiye müdahalesi sonucu ortaya çıkan kadroların liyakatsizliği, TTK’nın içinin boşaltılması sorgulanmak zorundadır. Asıl mesele bir bütün olarak TTK’nın özelleştirme sürecine itilerek çürütülmesi, tasfiye edilmesi ve özel maden şirketlerine peşkeş çekilmek istenmesiyle ilgilidir. Dolayısıyla bu politikalar sorgulanmak zorundadır. Soma’dan Ermenek’e, Zonguldak’tan Amasra’ya kadar yaşanan bütün iş cinayetlerinde siyasal iktidarların ve Hükümetin sorumluluğu vardır. İSİG Meclisi verilerine göre AKP’li yıllarda 1989 madenci çalışırken can vermiştir. Madenlerde işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri yetersizdir, çünkü can güvenliği için gerekli önlemler kapitalist mantıkla “maliyet”ten sayılmaktadır. Dolayısıyla diğer iş cinayetlerinde olduğu gibi Amasra’da da bu politikanın sürdürücüsü olan Tek Adam Hükümeti sorumludur.

AİLELERİN İFADELERİ SUÇ DUYURUSU SAYILMALI, YARGI HAREKETE GEÇMELİDİR

Amasra işçi katliamında yaşamını yitiren işçilerin aileleriyle yaptığımız görüşmeler sonrasında; işçilerin ocakta meydana gelen gaz birikmesine dikkat çektiklerini, bu birikmenin bir patlamaya dönüşebileceği endişesini sürekli yaşadıklarını, bu durumu kurumdaki yönetici ve amirlere de ilettiklerini dile getirmişlerdir. Patlamada yaşamını yitiren 23 yaşındaki maden işçisi Rahman Özçelik’in cenaze törenine katılan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenen Özçelik’in ablasının sözleri de bu açıdan çarpıcıdır. Özçelik’in ablası “Kardeşim 10-15 gün önce burada gaz kaçağı var, bizi yakında patlatacaklar demiş, kardeşimin içine doğmuş, kardeşim göz göre göre şehit oldu” sözleriyle isyan etmişti. Yaşananlar bu kadar açıktır ve patlamaya neden olan kusurlar bütün yönleri ile açığa çıkarılmalıdır. Haberlere de konu olan ve kaydı bulunan bu ifadeler yargı makamları tarafından suç duyurusu olarak ele alınmalı ve ivedilikle kamu davası açılmalıdır.

ÖNCE SESLERİNİ BOĞDULAR, SONRA TABUTLARINI TAŞIDILAR

Amasra’da 7 Eylül 2017 tarihinde ocağa kapanan madenciler AKP hükümetinin Meclis’e getirdiği Torba Yasayı protesto etmişlerdir. Meclise gelen ve TTK’nin özelleştirmesinin önünü açan torba yasanın 58’nci maddesi, “Türkiye Kömür İşletmeleri, uhdelerinde bulunan maden ruhsat sahalarını işletmeye işlettirmeye, bunları bölerek yeni ruhsat talep etmeye ve bu ruhsatları ihale etmeye yetkilidir” demektedir. Yani bir kamu kurumu olan TTK, devlet eliyle işletmelerini kapitalist şirketlere peşkeş çekebilecektir. 2017 madenci eyleminin nedeni işte bu emek düşmanı yasadır. Ne var eylem Valilik kararıyla yasaklanmış ve buna gerekçe olarak güvenlik gösterilmiştir. Nihayetinde can güvenliğinden olanlar sesleri boğulan madenciler olmuştur. Hükümetinden mülki amirlere, yandaş medyadan sendika bürokrasisine kadar bu ses duymazdan gelinmiştir. Eğer o gün işçilerin sesine kulak verilse bugün 41 can yitmemiş olacaktı.

MADEN MÜHENDİSLERİ ODASINA GAZ İZLEME SİSTEMİ VERİLERİNİN NEDEN VERİLMEDİĞİ AÇIKLANMALIDIR!

Soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi açısından bağımsız bir kuruluş olan Maden Mühendisleri Odasına gaz izleme sistemi verilerinin neden verilmediği ivedilikle açıklanmalıdır. Sayıştay Denetim Raporunda da dikkat çekilen eksikliklerden biri olan “24 saat takip gerektiren tehlikeli gaz ölçümü sisteminin sağlıklı işlememesi” tespiti Maden Mühendisleri Odası ile neden paylaşılmamıştır, neden denetime açılmamıştır? Bu veriler gerçekten sağlıklı bir şekilde tutulmuş mudur? Nitekim Maden Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ayhan Yüksel yapmış olduğu açıklamada; “metan sensörünün kritik seviyede uyarı verip vermediğinin, verdiyse ne çeşit önlemler alındığının ve uyarı vermediyse nedenlerinin incelenmesi gerektiğini” vurgulamıştır.

Yanıt bekleyen sorular:

-Maden ocağının nasıl bir acil durum planı vardır?

-Risk haritaları çıkarılmış mıdır?

-Ocak’ta yeterli sayıda maden mühendisi ve yeterli sayıda iş güvenliği uzmanı var mıdır?

-Sendika temsilcileri ve işçilerin de içerisinde yer aldığı işçi sağlığı ve iş güvenliği kurulları var mıdır ve nasıl bir işleyişe sahiptir?

-Ocak havalandırma sistemi mevzuata uygun olarak düzenlenmiş midir, olası bir durumda işçilerin yerüstüne çıkabilmelerini sağlayacak oksijen maskesi istasyonları var mıdır, bu istasyonlarda yeterli sayıda ve sağlam uygun maske mevcut mudur?

-Ortamdaki metan gazının patlamaya dönüşmesi için gerekli olan ateş kaynağı belirlenmiş midir?

-Yeraltında kullanılan ekipmanlar alev sızdırmaz özellik taşımakta mıdır ve son kontrolleri ne zaman yapılmıştır?

SORUŞTURMA SÜRECİNE ODALAR, EMEK VE MESLEK ÖRGÜTLERİ DÂHİL EDİLMELİDİR!

Soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi açısından; tüm sürecin, başta işçilerin seçeceği temsilciler olmak üzere sendikalar, emek örgütleri, TMMOB’e bağlı odalar, Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipleri Birliği ve akademisyenlerin de içinde yer aldığı bağımsız bir heyet ile birlikte yürütülmesi gerekmektedir.

DELİLLERE ULAŞMA VE KARATMA OLASILIKLARI DİKKATE ALINMALIDIR!

Katliamda birinci derecede sorumluluğu bulunanların delillere ulaşma ve delilleri karatma olasılıkları da dikkate alınarak avukatların Bartın Cumhuriyet Başsavcısı’na verdiği dilekçe işleme alınmalı, maden sahasına girişler yasaklanmalı, teknik inceleme için gerekli bilgi ve belgelere el konulmalı ve madende yapılacak keşif işlemleri bağımsız bilirkişilerce yapılmalıdır.

CEZASIZLIK PRATİĞİ YENİ KATLİAMLARIN DA ÖNÜNÜ AÇMIŞTIR!

10 yıl önce çıkarılan 6331 sayılı İşçi Sağlığı İş Güvenliği Yasası ile işçi sağlığı ve iş güvenliği alınıp, satılabilir bir meta haline getirilmiş, çalışma hayatı giderek kuralsız hale gelmiş ve esnekleştirilmiştir. İş cinayetlerinin sorumlularına ödül gibi cezalar verilmiştir. Cezasızlık pratiği yeni katliamların da önünü açmıştır. Bu uygulamadan derhal vazgeçilmeli ve iş cinayetlerinde cezalar ağırlaştırılmalıdır. Nitekim 2003-2021 yılları arasında taş kömürü ve linyit madenlerinde toplam 152 bin 698 kişi iş kazası meydana gelmiş ve en az 921 işçi hayatını kaybetmiştir. Bütün bunların üzerine gidilmediği, üzeri örtüldüğü için Soma’ları Amasra’lar izlemiştir. “Soma Düzeni” olarak anılan “hadi hadi çalış düzeni” değişmediği sürece Amasra’ya ne yazık ki yeni işçi katliamları eklenecektir.

Soma’da Ermenek’te gelmeyen adalet Amasra katliamının önünü açmıştır. Katiller koruma zırhına alınmış, ödül gibi cezalarla verilmiş, Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı gibi madencileri savunan avukatlar ise cezaevlerine atılmışlardır. Bu durum elbette madenci katliamlarında cezasızlık politikasını güçlendirmektedir.

SENDİKACILAR, ENERJİ BAKANINA MADENCİLERE DAİR HANGİ SIKINTILARINI İLETMİŞ, HANGİ YANITI ALMIŞTIR?

Türkiye Taşkömürü Amasra Müessesesi’nde Türk-iş’e bağlı Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) örgütlüdür. Grizu patlamasından bir gün sonra (15 Ekim 2022 tarihinde), yaşamını yitiren işçi sayısını açıklayan bakanların yanında Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay da bulunuyordu. Enerji Bakanı Dönmez’in “bizim için bir üzüntülü taraf da daha 3 hafta önce burada biz Türk-İş Başkanımızla birlikteydik. Bu kardeşlerimizle helalleştik ama arkasını getiremedik” sözlerini onaylayarak “Madencilerin sıkıntılarını, problemlerini; ne varsa Bakan Bey’e ilettik. Ama maalesef aradan 3 hafta geçti ve bugün de bu olayla ilgili olarak buradayız” ifadelerini kullanmıştır. Atalay’ın “sıkıntı” diye tarif ettiği, maden işçilerinin ailelerinin de aktardığı gibi; gaz birikmesi ve patlama riski midir? Bakan Dönmez’e ne iletilmiştir de çözülmemiştir? Bir konfederasyon başkanının görevi sadece sorun ve sıkıntıları iletmek midir? İletilen sorun ve sıkıntılar çözülmediği takdirde işçilerin örgütlü gücünü devreye sokmak neden gündeme gelmemiştir?    

GMİS Genel Başkanı Hakan Yeşil de patlama ile ilgili basına verdiği demeçte “Bunu provokatif eylemlere çevirmenin anlamı yok” diyebilmiştir. Oysa memleketin birçok kentinde Amasra da yaşanan işçi katliamı protesto edilirken Bartın ve Amasra’da GMİS’ten ses çıkmamıştır. Sendikal bürokrasinin sendikaları getirdiği yer işte bu kadar gerilerdedir. Ortada bir provokasyon olmadığı gibi sendikacılar şu sorulara yanıt vermelidir:

-Sendikacılar Sayıştay’ın Denetim Raporunu görmüşler midir, gördüler ise raporda yer alan eksikliklerin giderilmesi için ne yapmışlardır?

-Eksikliklerin giderilmediği, uyarıların dikkate alınmadığı bir tablo ile karşılaştılar ise TTK yönetimi ve ilgili bakanlıkların harekete geçmesi için ne tür bir basınç uygulamışlardır?

-Maden işçilerinin ailelerine kadar ulaşan “ocakta gaz birikmesi var, patlama riski var” uyarıları kendilerine ulaş mıdır? Ulaştıysa ne yapmışlar ve hangi mekanizmaları devreye sokmuşlardır?

-Müessesede işçi sağlığı ve iş güvenliği kurulları var mıdır? Varsa bu kurullarda işçi temsilcileri ya da işçiler yer almakta mıdır? Alıyorlar ise ortaya çıkan riskleri ortadan kaldırmak için bu kurullar aracılığıyla ne tür adımlar atılmıştır?

-Maden işçilerinin sendika yöneticilerine sorun ve sıkıntılarını ulaştıracak ne tür mekanizmalar vardır? İşçiler bu mekanizmaların karar alma ve uygulama süreçlerinde etkin midir?

– Maden işçilerin gaz birikmesine dair uyarıları sendika yöneticilerine ulaştı ise çalışmaktan kaçınma hakkını kullanarak işyerinde sağlıklı ve güvenli koşullar oluşturulana kadar üretimi durdurma düşünülmüş müdür? Bu yönde adımları neden atılmamıştır?

Elbette bu sorular madenciler başta olmak üzere işçi sınıfımızın da sorgulaması gereken sorulardır. Ocak kapılarına asılı olan “Önce can güvenliği” tabelasının asıl sigortası madenlerde işçi denetiminin sağlanması, işçi sağlığı ve iş güvenliği için grev ya da iş bırakma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesidir.

TARİKATLARA BAĞLI VAKIFLARIN OCAK’TA NE GİBİ BİR GÖREVİ VAR?

Patlama sonrası maden sahasında ve cenaze törenlerinde aileler; devlet, hükümet, sendika, bürokrasi, diyanet, tarikatlar ve onlara bağlı dernekler eliyle adeta abluka altına alınmıştır. Burada amaç hem olası protestoların önünü kesmek hem de “çocuklara eğitim yardımı”, “ailelere ev”, “iş imkânı”, “kan parası” vb. vaatlerle adalet mücadelesinin önünü kesmektir. İşçi örgütleri olarak sendikalar tam tersine bütün bu gerici ağdan bağımsız yerde konumlanmalı, bu ablukayı dağıtacak bir mücadele yaklaşımı içinde olmalıdır. Amasra’da olmayan budur! Soma’dan dersler çıkaran iktidar en gerici odakları kullanmak konusunda yeni hamleler yapmaktadır. İşçi sınıfı ve madenci aileleri uyanık olmalı, dayanışma ile bu kuşatmayı kırmalıdır. Hak savunucusu diğer hukukçu dostlarımızla birlikte partili hukukçularımız da Amasra İş Cinayeti Davasına müdahil olacaklardır. Bu dava sahipsiz, hesapsız kalmayacaktır.

İNSANCA ÇALIŞMA KOŞULLARI İÇİN: İŞÇİ DENETİMİ

Soma ve Ermenek’te yaşanan iş cinayetleri madenlerde özelleştirme politikasının ne olduğunu en açık haliyle ortaya koymuştur. Amasra TTK’daki katliamdan çıkarılacak sonuç maden işletmelerinin özelleştirilmesi değildir. Tersine başta çalışma saatleri olmak üzere işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin hızla alınması ve bunun denetiminin bütün madenlerde işçilerin seçtiği işçi temsilcilerinin oluşturacağı komiteler tarafından yapılmasıdır.

Emek Partisi, maden işçileri ve aileleriyle, emek ve meslek örgütleriyle, demokrasi güçleri ve hak savunucularıyla birlikte tüm bu sürecin takipçisi olacaktır. Hayatını kaybeden madencileri bir kez daha saygıyla anıyor, tedavileri sürenlere geçmiş olsun diyor ve ailelerle dayanışma içinde olmaya devam edeceğimizi ifade ediyoruz.

EMEK PARTİSİ GENEL MERKEZİ

20 Ekim 2022

Paylaş: