EMEP iş cinayetlerinde yakınlarını kaybedenlerin aileleri ile Meclis’te buluştu: ‘Adaletin işlediği cinayetlerin son bulduğu bir düzen istiyoruz’
EMEP, iş cinayetlerinde yakınlarını kaybeden ailelerle Meclis’te buluştu. Aileler cezasızlık, denetimsizlik ve patronların korunmasına tepki gösterirken, iş cinayetlerinin son bulduğu bir düzen talebini dile getirdi.
Emek Partisi (EMEP), iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin işçi aileleriyle Meclis’te buluştu. Buluşmada söz alan EMEP Merkez Yöneticisi Deniz İpek, “Türkiye’de her yıl en az 2000 işçi hayatını kaybediyor. Her gün en az 6 işçi işe gidiyor ve geri dönemiyor” diyerek denetimin istisna, ölümün kural haline geldiği çalışma düzenine karşı çözüm bulmak için bir arada olduklarını söyledi.
Meclis’te yapılan buluşmaya EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, EMEP Merkez Yöneticisi Deniz İpek, işçi ailelerinden bazılarının avukatı olan İstanbul Barosu YK üyesi Ahmet Ergin yer aldı. Buluşma sinevizyon gösterimiyle başladı. Açılış konuşmasını yapan EMEP GYK üyesi Deniz İpek, “Yarın 28 Nisan, iş cinayetlerinde hayatını kaybedenleri anma günü. Bugün kaybettiklerimizi anmak için bir aradayız. Onların mücadelesini büyütmek için. Ve bu düzeni değiştirme irademizi ortaya koymak için” dedi.

“Türkiye’de iş yeri denetim sistemi işlemiyor”
Türkiye’de işçilerin kaza sonucu değil, göz göre göre öldürüldüğünü ifade eden İpek, “Buraya Soma’dan, Hendek’ten, İliç’ten, Gayrettepe’den, Dilovası’ndan, Antep’ten ve Aliağa’dan gelenler var. Bugün burada sadece konuşmuyoruz. Bu düzenin tanıklığını dinliyoruz. Türkiye’de iş yeri denetim sistemi işlemiyor. Yüz binlerce iş yerinin olduğu ülkede denetim oranı yüzde 1’in altında. Milyonlarca işçiye karşılık, yetersiz sayıda müfettiş var. Bu ne demek? Denetim istisna, ölüm kural haline gelmiş demek. Türkiye’de her yıl en az 2000 işçi hayatını kaybediyor. Her gün en az 6 işçi işe gidiyor ve geri dönemiyor” diye konmuştu.
AKP’nin cinayet bilançosu: En az 37 bin işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi
AKP iktidarları döneminde en az 37 bin işçinin hayatını kaybettiğini belirten İpek, “Bu sadece bir istatistik değil. Bu bir dönemin cinayet bilançosudur. Dünyada ise her yıl yaklaşık 3 milyon emekçi, iş cinayetleri ve meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını yitiriyor. Ve bu ölümlerin büyük çoğunluğu, yüzde 89’u meslek hastalıklarından kaynaklanıyor. Ama Türkiye’de gerçekler gizleniyor” dedi. İş cinayetlerinin neredeyse tamamının sendikasız işyerlerinde yaşandığını ifade eden İpek, “Yani işçi örgütsüzse, denetim yoksa, patronlar cezasızsa… ölüm değişmiyor. Yarın, 28 Nisan’da kaybettiklerimizi anacağız. Birkaç gün sonra, 1 Mayıs’ta ise bu düzeni değiştirme irademizi alanlara taşıyacağız. Çünkü biliyoruz: iş cinayetlerinin olmadığı bir ülke, ancak işçilerin örgütlü mücadelesiyle mümkün. Şimdi sözü, işçi kardeşlerimizin ailelerine, yaralanan ve meslek hastalığıyla mücadele eden emekçilere, ve bu mücadeleyi büyüten herkese bırakıyoruz” diyerek sözü işçi ailelerine verdi.
“Soma’da adaleti de toprağa gömdüler”
Soma Maden Katliamı tanıklarından, adalet arayışını sürdüren 301 Madenciler Derneği Başkanı İsmail Çolak, “Oğlunu kaybeden 301 babadan biriyim. Soma; emekçinin, emeğin ve acıların şehri. 2014’ten sonra aileler olarak örgütlenme çalışmamız oldu. Bunu da başardığımızı düşünüyorum. Yaklaşık 4 yıl boyunca sermaye sahibi Can Gürkan’ı içerde tutmaya başardık. Ama bu kolay olmadı; ‘Hırsız, katil’ diye sokaklarda bağırdık. Yargılama sürecimiz tiyatrodan başka bir şey değildi. Soma’da adaleti de toprağa gömdüler” dedi. Çolak konuşmasında Somalı madencilerin avukatı Can Atalay’ı da unutmadı.
Soma’dan gelen Mehmet Özkoç, “Ben Soma’da abimi, dayımı, 301 insanımızı kaybettim. Biz artık sadece ağlamak istemiyoruz. Biz artık Türkiye’nin hiçbir yerinde bu acılar yaşanmasın istiyoruz. Gerçek denetim ve önlem istiyoruz. Gerekli tüm önlemlerin alınmasını istiyoruz” diye konuştu.
“Adamlar sırtını iktidara dayamış ‘güç bende’ diyor”
Sakarya Hendek’te Büyük Coşkunlar Havaifişek Fabrikası’nda yaşanan katliamda oğlu Halis Yılmaz’ı kaybeden Muammer Yılmaz, “Fabrikada 7-8 patlama olmuş, hiçbirinden ders alınmamış. Adamlar sırtını dayamış iktidara, güç bende diyorlar. Kazanın olacağı 20 gün öncesinden belli olmasına rağmen, dikkate alınmamış. Ceza alan sanıklar bile bunu kabul ettiler. Çalışanların yüzde 90’ı kadın, yüzde 50’den fazlası 50 yaş üstü ve bunların da büyük kısmı okuma yazma bilmiyor. Oğlumu kaybettiğim patlama oldu, ‘PKK yaptı’ dediler. MİT’ten yazı geldi. Onların gözünde orada sanki 7 sinek öldü. 3 cenaze kum torbasıyla gömüldü, ağır olsun diye! Ben kendi çocuğumu diktirdim, öyle gömdüm. İki kızım var biri örtülü. Benim kızım onları eleştirdi diye kızımın başörtüsüyle uğraştılar” dedi.
“Toplumda birçok kesim denetimsizlik ve cezasızlık yüzünden haksızlığa maruz kalıyor”
Muammer Yılmaz’ın kız kardeşi Mervenur Yılmaz ise, “Aslında toplumsal birçok kesimde denetimsizlik ve cezasızlık yüzünden haksızlığa maruz kalınıyor. Sadece işçi sınıfı değil, baktığımız zaman Kartalkaya, Çorlu, Aladağ Yurt Yangını… birçok insan denetimsizlik ve cezasızlık yüzünden hayatını kaybediyor. Fakat bu kesimlerin içerisinde de yine en az sesi duyulan, ölmesi, sakat kalması, canı yanması en normal görülen işçi sınıfı en az işçi sınıfına değer veriliyor” dedi. “Bu ülkede denetim mekanizması sermaye sınıfı için işliyor. Sermaye sınıfının çarkları da zaten işçi kanıyla dönüyor. Dediğim gibi şu an Ankara’da maden işçileri ücretlerini alamadıkları için mücadele ediyorlar, çok güzel bir şey. Daha önce bizim buluşmalarımızın öncesinde söylemiştim, tekrar söylemek istiyorum: sadece maaşlarımızı değil, güvencesiz çalışma koşullarımız için de mücadele etmemiz gerekiyor. O yüzden yarın bir gün kayda geçiyor konuşmalar, bütün işçiler duysun diye söylüyorum: evladınızın, abinizin, eşinizin, kardeşinizin paramparça cenazelerini bir yerlerden teslim almamak için bugün bizlere destek olmaları gerekiyor. Aslında bugün bu işçilere verilen destek, kendi gelecekleri için verdikleri destek olacaktır” diye konuştu.

“Merkez Ankara inşaatı cinayetinde sanıkların göstermelik olduğunu düşünüyorum”
Merkez Ankara İnşaatı’nda Emre Çetin ile Taha Öztürk’ün yaşamını yitirdiği iş cinayetinde yaralanan ODTÜ Mimarlık Öğrencisi Ege Kıratlı, “Mimarlık stajımın ilk günüydü. Arkadaşlarım Emre Çetin ve Taha Öztürk’ü kaybettim. AFAD fırtına uyarısı yapmasına rağmen, önlem alınmadığı için üzerimize kolon kalıbı devrildi. Çok ağır yaralandım. Sanıkların göstermelik olduğunu düşünüyorum. Sanıklardan biri kalıp sorumlusu işçi. Olay sonrası beni işçi abiler bizi sırtında taşıdı, yeterli sedye bile yoktu. İş Sağlığı eğitimi yapılırken ‘ölmemeye çalışın’ demişti, bu söz aklımda kaldı” dedi.
Merkez Ankara İnşaatı Cinayeti’nde yaşamını yitiren Emre Çetin’in abisi “Merkez Ankara Şantiyesi’nde kardeşimi kaybettim. Olay günü Emre’nin stajının birinci haftasıydı. Biz olayın 5-6 zincirleme ihmallerinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Ankara Valiliği fırtına uyarısı veriyor ama dikkate almıyorlar. Şimdi her yerde billboardlarda Merkez Ankara’nın reklamı var. Ama olayı biz kaza olarak duydu herkes. 3 yılda ceza davasında kusur raporu alınamadı. Süreç uzuyor; Bolu’da yaşanan yangında adalet sağlandı, bizim sesimiz çok çıkmadığı için mi böyle? Biz adalet arıyoruz, adalet mücadelesi veriyoruz” diye konuştu.
“Moto kuryeler ve işçiler ölüyor, devlet ise seyrediyor”
Kurye Samet Özgül’ün cinayetine dair konuşan ablası Berna Özgül, “Abim 2021 yılında TrendyolGo firmasında moto kurye olarak işe başladı. Abim trafikte kural ihlali yapanları uyarıyor, sonra kendisini öldürüyorlar. Katile verilen ceza iyi hal indirimi aldı. Katil 5-10 yıl sonra aramızda olacak, cinayete iştirak eden kişileri önce serbest bırakılıyor, daha sonra öğreniyoruz ki yine bir başka olaydan cezaevine girmişler. Bizim evlatlarımız ölüyor, ama bakan evlatlarına bir şey olmmuyor. Kaza adı altında moto kuryeler ve işçiler ölüyor, devlet seyrediyor. Artık, adaletin işlediği cinayetlerin son bulduğu bir düzen istiyoruz” dedi.

“Bu nasıl yargı ben anlamadım”
İliç Maden Katliamı’nda oğlu Uğur Yıldız’ı kaybeden anne Sevda Yılmaz, “Ben şöyle düşünüyorum: hükümet de suçlu, onların da bu işlerde payı var. Bu ülkeyi yönetenin imzası olmadan hiç kimse bu ülkenin topraklarına gelip de bir çivi çakamaz. Anagoldu temize çıkarttı mahkeme. Murat Kurum temize çıktı, müdürü Cengiz Demirci temize çıktı. Sadece şu an iki kişi mahkemede suçlu: biri Anagold’un ikinci yetkilisi, bir de alt seviyedeki biri. 43 sanıktan sadece iki kişi mi suçlu? Bu nasıl yargı, ben anlamadım” diye tepki gösterdi. Davadan asla vazgeçmeyeceğini söyleyen Yılmaz, “Gittiği yere kadar gideceğim. Eğer bir bedel ödenecekse zaten ödettiler de bize. Ben canımı oğlumun uğruna seve seve feda edeceğim” dedi.
“Nasıl mücadele verelim diye tartışıyoruz”
Gayettepe Masquerade gece kulübü yangınında kardeşini kaybeden Akın, “Acımızı yaşayamadan adalet arıyoruz. 29 acılı aile adına buradayım. 2 yıl geçti ama bizim için 20 yıl gibiydi. Adalet sistemi adına ülkede bir şey yok. Ahmet Ergin bizim avukatımız, süreci iyi biliyor. Tahliyeler başladı, nasıl mücadele verelim diye tartışıyoruz. 13 mahkeme gördük, 14. Mahkeme ayın 18’inde hala gözle görünür bilirkişi raporu yok ortada. Mevcut rapora göre biz kendimiz suçluyuz! Baktığınız zaman kaçak tadilata branşları olmayan kişilere bu işleri yaptırıyorlar. Yangın çıkıyor herhangi bir tabela, ışıklandırma yok. Vefat edenlerin çoğu zehirlenerek ölüyor. Mahkeme Silivri’de görüldü. Biz asıl dayanışmayı orda gördük. Mücadelemizi vereceğiz” diye konuştu.
“Patron kim ki bize ‘Ben balinayım siz balıksınız’ diyor”
Dilovası Ravive Kozmetik’te yaşamını yitiren Şengül Yılmaz’ın kız kardeşi Emine Bulut, “Ablamın emekli olmasına 3 senesi kalmıştı. Oraya mecburiyetten girdi. Ablam orada sigortasız çalıştı. Orda genç çocukları harçlık ederinde maaşla çalıştırıyorlardı. Orada yangın merdiveni yoktu, kapalı bir yerdi. Elektrik kabloları kıvılcım atıyordu, siyah bir bantla sarıp, ‘hadi devam edin’ diyorlardı. Ekmek arası ekmek peynir yiyorlardı. Çocuklara 70 lira veriyorlardı. Çocuklar o paraya ancak 2 poğaça ayran alıyorlardı. Belediye Zabıtaları geliyordu, onlara kolilerce ürettiklerinden veriyorlardı. Adamlar sırıtarak geri gidiyorlardı. Bunlar benim zoruma gidiyor” dedi. Bulut, “İnsanlar orada ateşe kapılıp öldüler. Ben ablamı kömür gibi gördüm öldüğünde. Burada devlet de çalışma bakanı da İŞKUR da patron da suçlu. Mahkemede patron bize ‘Ben balinayım siz balıksınız’ diyor. Kimden güç alıyorlar da bunu söyleyebiliyorlar? Biz unutmayacağız ve unutturmayacağız” dedi.

“Senin ömrün bitti dediler”
Aydın Çine’den maden işçisi, “2007’de işe girdim, 2018’de iş akdime son verdiler. Gittim doktora sordum; ‘Neden işime son verildi?’ diye. ‘Senin ömrün bitti’ dediler. Meslek hastası olduğumu söylediler. Ciğerimin yüzde 50’si bitti. İş bulamıyorum. Engelli çocuğum var, yüzde 58 engelli raporum var. Böyle adalet var mı? Emekli olamıyorum bir yerde çalışamıyorum. Ben ne yapayım?” diye konuştu. Bir başka maden işçisi, “Benim yüzde 62 engelli raporum var. Ben doğduğumda engelli değildim. Yüzde 62 engelliyim ve bu madende oldu. Akşam yatıyorum sabah kalkacağım belirsiz. ‘Çocuğum var ölmeyeyim Allahım’ diye dua ediyorum” dedi.
Antep’ten gelen Özmen İplik’te iş kazası geçiren işçi Mustafa Akkurt, “İş kazalarından sonra hayat daha zor. Adaleti sağlamak iş kazasından yaşadıktan daha zor. Ben elimi kaybettim. Ve benim hakkımı savunan Mehmet Türkmen şu an tutuklu” dedi. Antep’ten gelen Mustafa Tomurcuk ise, “41 yaşındayım. Antep’te Akınel Sentetik’de iş kazası geçirdim. Emin olmak için toplam e-devletten baktım; 18 duruşma olmuş, mahkeme reddediyor, benim davam Yargıtay sürecinde. 4 çocuk babasıyım. 4 okuyan çocuk babasıyım. İş kazasında halimizi hatırımız sorulmadı, beni arayıp soran Sevda Karaca, Mehmet Türkmen ve İskender Bayhan oldu. Bize sahip çıkanlar bunlar. Antep’te işçilerin yanında olan Mehmet Türkmen tutuklandı. Çok üzüldük. Türkmen’in yanında olan işçiler olarak çok üzüldük. Her zaman yanımızda oldu. Buradan Mehmet Türkmen abimize selamlarımı iletiyorum. Bir an evvel ççocuklarına kavuşmalarını istiyorum” diyerek gerçek suçluların cezalandırılmasını istedi.
“Bir yol açılmasın diye Mehmet Türkmen’i tutukladılar”
Avukat Ahmet Ergin de konuşma yaparak; “Hepimize sabır diliyorum. Biz de avukatlar olarak sizinle aynı duyguları yaşıyoruz. Acıyı, isyanı burada gördük ama dayanışmayı da burada gördük. ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ diye bir söz var ama bunu soyut söz olarak algılamamak lazım. Ceza davalarında kamuoyu oluşturmadan sonuç almak mümkün değil. Ceza davalarının uzun sürmesi yıpratıcı bir süreç” dedi. Denetleme görevini kanun devlete, çalışma bakanına vermiş diyerek devam eden Av. Ergin, “Ölüm ve yaralanmalar binde birine düşürülebilir. Ama biz amacımız ne iş cinayetleri ne? İş cinayetleri hiç olmamaları. Evet konuşmalarda da yer aldı; madenler kapatılsın diye. Eğer ölüm engellenemiyorsa madenler kapatılsın” dedi. Ergin, pes etmeyeceklerini bir yol açılmasın diye Mehmet Türkmen’i tutukladıklarını ifade etti.
