EMEP’ten ‘süreç’ raporuna dair basın toplantısı: ‘İçeride demokrasi olmadan bölgede barış olmaz’

EMEP’ten ‘süreç’ raporuna dair basın toplantısı: ‘İçeride demokrasi olmadan bölgede barış olmaz’

EMEP’ten ‘süreç’ raporuna dair basın toplantısı: ‘İçeride demokrasi olmadan bölgede barış olmaz’

Meclis’te sürece ilişkin konuşan EMEP Milletvekili İskender Bayhan, “Daha büyük bölgesel bir savaşın dayanağı olacak bir barış istemiyoruz. Eğer olacaksa, içeride demokrasi, bölgede barış olur.”

Video link: https://youtu.be/vGFhpnJEaPI

EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, süreç komisyonu çalışmalarına ve hazırladıkları rapora ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Bayhan, “İçeride daha büyük bölgesel bir savaş için içeride barış olmaz. Eğer olacaksa içeride demokrasi, bölgede barış olur. Biz bunun için mücadele ediyoruz” dedi.

Bayhan, komisyonun kuruluşundan bu yana geçen sürece ilişkin değerlendirmesinde, söz konusu komisyonun Kürt sorununun demokratik çözümünü üretmekten uzak olduğunu söyledi. Komisyonun bileşiminin demokratik bir çözüm taşımadığını vurgulayan Bayhan, “Bu komisyon, özellikle saray iktidarının ağırlıkta olduğu bir yapı. Dolayısıyla kendisine yüklenen görevler demokratik bir Kürt sorunu çözümünden çok uzak” dedi. Komisyonun homojen ve yekpare bir yapı olmadığının altını çizen Bayhan, “Bileşenlerin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü konusunda aynı şeyleri düşünmediği, dört buçuk aylık süreçte açıkça görüldü” ifadelerini kullandı.

“Halkın bilgilendirilmesi konusunda da ciddi eksiklikler yaşandı”

Komisyonun bir kanunla kurulması gerektiğini başından beri dile getirdiklerini hatırlatan Bayhan, “Meclis Başkanının inisiyatifiyle kurulan bir komisyonla karşı karşıyayız. Bugün gelinen noktada bunun ne kadar eksik ve yetersiz bir yaklaşım olduğu daha net görülüyor” dedi. Komisyonun adında “barış” kavramının yer almasına dahi itiraz edildiğini anımsatan Bayhan, bu durumun komisyonun kalıcı bir barış ufkuna sahip olmadığını gösterdiğini söyledi.Çalışma usullerine de itiraz ettiklerini belirten Bayhan, karar alma süreçlerinin antidemokratik olduğunu vurguladı. Grubu olmayan partilerin sürece tamamen dışlandığını söyleyen Bayhan, “Bu tutum rapor hazırlama sürecinde de devam ediyor. Şeffaflık ve halkın bilgilendirilmesi konusunda da ciddi eksiklikler yaşandı; kapalı toplantılardan sonra yapılması gereken bilgilendirmeler yapılmadı” dedi.

Raporlaştırma sürecine ilişkin Komisyon Başkanı Numan Kurtulmuş’a çağrıda bulunan Bayhan, raporun yalnızca grubu olan beş partinin temsilcileriyle hazırlanmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. Bayhan, “Bu, çoğulcu ve demokratik bir tutumdan uzak olur. Grubu olmayan partiler de rapor hazırlama sürecine Emek Partisi’nin raporunun üç ana başlıktan oluştuğunu aktaran Bayhan, raporun temel ekseninin Türk ve Kürt işçi ve emekçilerinin ortak çıkarları ve kader birliği olduğunu söyledi. İlk bölümde, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinden itibaren Kürt sorununa dair yaklaşımların ele alındığını belirten Bayhan, 1924 Anayasası sonrasında tekçi bir anlayışın hâkim kılındığını vurguladı.

Bu bağlamda Deniz Gezmiş’in idam sehpasında dile getirdiği sözleri hatırlatan Bayhan, bu sözlerin Türk ve Kürt halklarının kardeşliği ile antiemperyalist mücadelenin simgesi olduğunu ifade etti. 1991 Zonguldak madenci yürüyüşüne ve “Zonguldak Botan el ele mücadeleye” sloganına da raporda yer verdiklerini söyleyen Bayhan, işçi sınıfı mücadelesi ile Kürt halkının mücadelesinin ortaklığına dikkat çekti.Raporda, saray rejiminin güncel tutumuna da yer verildiğini belirten Bayhan, iktidarın süreci güç kaybını durdurmak, “iç cephe siyaseti”ni tahkim etmek ve muhalefeti bölmek amacıyla ele aldığını ifade etti. Bu yaklaşımın raporlara da yansıdığını söyledi.

“Kürt sorununun barışçıl, demokratik çözümünün; demokratikleşme süreciyle olan kopmaz bağları var”

Raporun ikinci bölümünde gerçek ve kalıcı barış için yapılması gerekenlerin var olduğunu vurgulayan Bayhan, “Aslında burada on bir madde var ve bu bölümün temel özelliği: Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl, demokratik çözümünün; kalıcı çözümünün Türkiye’nin genel demokratikleşme süreciyle olan kopmaz bağlarını ele alması. Türkiye’nin insanca yaşam mücadelesinden kayyımların geri alınmasına; kayyım atanan belediyelere seçilmiş belediye başkanlarının iade edilmesine; kayyımların durdurulmasına kadar… Tam hak eşitliğinden, yerel yönetimlerin demokratikleştirilmesine; seçme seçilme hakkının ayaklar altına alınmasından İstanbul Büyükşehir operasyonuna kadar… CHP’yi sürecin dışına itmeye çalışan tutumlardan, baskıcı-faşist rejim inşa etme girişimlerine kadar atılan adımlara son verilecek ve Kürt sorunu kalıcı çözüme kavuşturulacak anlayışımız ortaya konuluyor. On bir madde halinde acil atılması gereken adımları içeriyor. Bu bölümün önemli bir vurgusu da emperyalizmin bu süre içerisindeki yaklaşımı. Bu temelde de diyoruz ki: Kürt sorunun çözümü için iki halkın bir arada, eşit koşullarda, eşit haklara sahip olarak; eşit iki ulus olarak yaşaması esas yaklaşım olmalıdır, esas çizgi olmalıdır. Emperyalistlerin elinden bu oyunu almak, Kürt sorununu emperyalistlerin elinde bir oyuncak olmaktan çıkarmaktan söz ediyorsanız yapılacak ilk iş de budur diye vurguluyoruz” diye konuştu.

Son bölümde önümüzdeki döneme ilişkin atılması gereken yasal adımlara ilişkin başlıkların yer aldığını aktaran Bayhan şöyle devam etti: Birincisi, Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması ve Türk Ceza Kanunu içerisinde yapılması gereken düzenlemeler; antidemokratik uygulamaların kaldırılmasına ilişkin düzenlemeler. İkinci başlık, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un yeniden düzenlenmesine ilişkin önerilerimiz. Üçüncü başlık, tüm siyasi mahkûmları kapsayan bir genel affın ilanı. Bu önemli bir başlık; çünkü bunu iyi anlamamız, iyi anlatmamız gerekiyor. Buradaki muradımızın iyi anlaşılması gerekiyor. Türkiye’de gizli örtülü çeşitli bahanelerle hep aflar çıkarılır ama Türkiye’de gerçekten demokratikleşmeye hizmet edecek, siyasi mahkûmları da ayrım gözetmeksizin kapsayan bir genel af çıkarılmaz. Biz bu süreç açısından bunun önemli olduğunu düşünüyoruz.Bu bölümdeki son başlık da silah bırakan bütün PKK’lilerin koşulsuz eve dönüşünün sağlanması.”

İktidar bloğunun, adım atmaktan çok uzak öneriler gündeme getirdiğini söyleyen Bayhan, “Buradan biz, gerçek anlamda sorunun çözümü açısından bir kez daha bir adımın atılmasını mümkün kılmayacak bir yaklaşımla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatıyoruz. Ama en azından silahların kalıcı bir biçimde susmasının temini için yapılması gereken, atılması gereken adımlar var. Çözüm için değilse bile silahların yeniden konuşmaması için, anaların gözyaşlarının yeniden akmaması için atılması gereken adımlar var. O açıdan bu konuda yapılacak yasal düzenlemelerde hiç olmazsa bunun için somut adımlar atılması ve burada da “ama”ların, “fakat”ların olmaması gerektiğini söylüyoruz” dedi.

“Daha büyük bölgesel bir savaşın dayanağı olacak bir barış istemiyoruz”

“Daha büyük bölgesel bir savaşın dayanağı olacak bir barış istemiyoruz” diyen Bayhan, silahların susmasının, PKK’nin kendini feshetmesinin bunun dayanağı yapılmasını doğru bulmadıklarını ifade etti. Bayhan, “Diyoruz ki: İçeride daha büyük bölgesel bir savaş için içeride barış olmaz. Eğer olacaksa içeride demokrasi, bölgede barış olur. Biz bunun için mücadele ediyoruz” dedi.

Türkiye’de barış isteyenlere yönelik katliamların, kanla barış mücadelesini bastırma politikasının sembollerinden biri olan 10 Ekim katliamı diye bir gerçek olduğunu vurgulayan Bayhan, “10 yıl önce yaşadığımız bir gerçeklikle yüz yüzeyiz.10 Ekim katliamının davasına ilişkin bir çağrımız olacak. Firari sanıkların yargılandığı dava, önümüzdeki salı günü, 23 Aralık’ta Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Biz buradan bütün bu ülkede işçi emekçileri bu davaya sahip çıkmaya çağırıyoruz. Çünkü bu dava salonunda, duruşma salonunda sandalyeler maalesef boş. Bu boş sandalyelerin gösterdiği bir gerçek var: Bu katliamı örgütleyenlerin Suriye’de hangi kampta ve kamplarda bulunduğu bu devletin listelerinde, kayıtlarında var. Ama ne yazık ki çokça barıştan söz eden, Suriye’de demokrasiden söz edenler; halkların barış içinde kardeşçe bir arada yaşamaktan söz edenler; “dostumuz Colani, dostumuz HTA yönetimi” diyenler bu listeler ellerinde olmasına rağmen bu katilleri, bu canilerin hiçbirisini alıp buraya getirmediler, Türkiye’ye getirmediler; iadesini bile istemediler” dedi.

“10 Ekim katliamının bütün sorumluları yargılanmalı”

Bayhan sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi bir kez daha buradan onların Türkiye’ye iadesi başta olmak üzere, 10 Ekim katliamında yitirdiklerimizi anarak onların taleplerini dile getiriyor ve diyoruz ki: 10 Ekim katliamının bütün sorumluları yargılanmalı, cezalandırılmalı. Ve gerçekten barış isteyip istemediğinizin, kalıcı bir barıştan yana olup olmadığınızın bir sınavı olarak; o katilleri, o canileri götürüp burada yargı önüne çıkarmalısınız.Çıkarmıyorsanız işte o zaman biz bir kez daha sizlere ne kadar barıştan yana olduğunuzu hatırlatıyoruz, hatırlatmaya da devam edeceğiz. Partimiz 10 yıldır bu 10 Ekim katliamı davasına sahip çıkıyor, sahip çıkmaya devam edecek ve o gün duruşma salonunda olacak.”

Paylaş: