Gülşen Çalışkan soruşturması meclis gündeminde: Dosyada 22 aydır cezasızlık işliyor
EMEP Milletvekili İskender Bayhan, Gülşen Çalışkan’ın ölümüne ilişkin soruşturmada 22 aydır süren gecikmeler, çelişkiler ve cezasızlık iddialarını Meclis gündemine taşıyarak delillerin neden etkin şekilde incelenmediğini sordu.
EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, Mardin’in Artuklu ilçesi Kuyulu Mahallesi’nde 8 Haziran 2024’te yaşamını yitiren Gülşen Çalışkan’ın ölümüyle ilgili soruşturmada ciddi gecikmeler, çelişkiler ve cezasızlık pratiklerinin bulunduğunu belirterek Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a yazılı soru önergesi verdi. Bayhan, önergesinde soruşturmanın 22 aydır sonuçlanmamasını, delillerin göz ardı edilmesini, tanık ifadelerindeki çelişkileri ve failin iki kez serbest bırakılmasını hatırlatarak, “Bu dosyada yaşananlar kadın cinayetlerinde kurumsallaşmış cezasızlık pratiğinin açık bir örneğidir” dedi.
Milletvekili Bayhan, önergesinde 18 Ocak 2024’te Kuyulu Mahallesi’nde muhtarlık seçimlerine yönelik ‘farklı ilçelerden seçmen kaydırıldığı’ iddialarıyla başlayan tartışmanın kısa sürede büyüdüğünü, tartışmanın çok geçmeden silahlı ve sopalı kavgaya dönüştüğünü belirtti. Kavgayı ayırmaya çalışan Gülşen Çalışkan, başına aldığı sopa darbesiyle ağır yaralandı ve Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde beş ay süren tedavinin ardından 8 Haziran 2024’te hayatını kaybetti.
‘Mağdurun ifadesi neden dikkate alınmadı?’
Bayhan, olayın en kritik noktasının Gülşen Çalışkan’ın bilinci açıkken 18 Ocak’ta verdiği ifade olduğunu vurguladı. Çalışkan, ifadesinde “Bana vuran kişi muhtar adayı Muhittin Acar’dır; başka kimse vurmadı” demişti. Ancak bu açık ifadeye rağmen Acar gözaltına alındıktan kısa süre sonra “elinde sopa olmadığı” gerekçesiyle adli kontrolle serbest bırakıldı.
Bayhan, “Mağdurun ölümüne yol açan darbenin faili mağdur tarafından açıkça belirtilmişken, bu ifade neden yargı sürecinde esas alınmamıştır?” diye sordu. Video ve fotoğraf kayıtlarının soru dosyasına sunulduğunu hatırlatarak, “Bu deliller incelendiyse sonucu nedir, incelenmediyse neden bekletilmektedir?” sorularını yöneltti.
‘Olay yerinde olmayan iki personelin ifadesi ne kadar güvenilir?’
Bayhan, soruşturmanın en tartışmalı unsurlarından birinin iki jandarma personelinin tanıklığı olduğunu belirtti. Ailenin beyanına göre bu iki jandarma personeli olay anında köyde değildi; sadece olay sonrasında görüntülere bakarak ifade verdi. Buna karşılık, olay yerinde bulunan kolluk kuvvetlerinin tuttuğu tutanaklarda “şüpheli Muhittin Acar’ın elinden iki sopa alındığı” belirtiliyordu.
Bayhan, “Olay anında orada bulunmayan jandarmaların ‘şüphelinin elinde sopa görmedik’ yönündeki beyanları hangi ölçütlere göre güvenilir kabul edilmiştir?” diye sorarak şu talepte bulundu: “Bu iki jandarma tanığının HTS ve baz istasyonu kayıtları incelenmiş midir? İncelenmediyse neden incelenmemiştir? Bu tanıklık adaleti yanıltma niteliği taşımıyor mu?”
“Somut gerekçe nedir?”
Çalışkan’ın ölümü üzerine Acar yeniden tutuklanmıştı; ancak iki jandarma personelinin çelişkili tanıklıkları üzerine Acar, 20 Eylül 2024’te tekrar adli kontrolle serbest bırakıldı. Bayhan, bu sürecin gerekçelendirilmesinin kamuoyuna açıklanmadığına işaret ederek: “Failin önce serbest bırakılması, sonra yeniden tutuklanması ve ardından tekrar serbest bırakılması hangi somut ve hukuki gerekçelere dayanmaktadır?” diye sordu.
Delillerde kayıp, tahrifat veya gecikme şüphesi
Bayhan, olay gününe ilişkin bazı delillerde şüpheli durumlar bulunduğuna dikkat çekti:
• Sopa ve diğer delillerin muhafaza edilip edilmediği,
• Kamera ve görüntü kayıtlarında kayıp veya tahrifat olup olmadığı,
• Kolluk kuvvetlerinin tuttuğu tutanakların gerçek olayla örtüşüp örtüşmediği,
• Delil karartma şüphesine ilişkin herhangi bir disiplin soruşturması açılıp açılmadığı…
Bayhan, “Bakanlığınız, delillerin korunması için standart prosedürlerin uygulanıp uygulanmadığını araştırmış mıdır?” diye sordu.
Failin serbest bırakılmasının ardından ailenin kendini risk altında hissettiğini ifade eden Bayhan, Bakan Tunç’a şu soruları yöneltti:
• “Aileye yönelik tehdit veya baskı iddiaları Bakanlığınıza ulaşmış mıdır?”
• “Aile ve tanıklar için herhangi bir koruma tedbiri uygulanmış mıdır?”
• “Failin kamu güvenliği açısından risk oluşturup oluşturmadığına ilişkin bir değerlendirme yapılmış mıdır?”
Bayhan, soruşturmayı yürüten savcı veya yerel kolluk görevlilerinin tarafsızlığını zedeleyebilecek akrabalık, siyasi ilişki, aynı köy/ilçe bağı gibi olası etkenlerin araştırılıp araştırılmadığını da gündeme getirdi: “Bu konuda herhangi bir inceleme, beyan veya araştırma yapılmış mıdır?”
‘Seçmen kaydırma iddiaları araştırıldı mı?’
Olayın başlangıcını oluşturan “farklı ilçelerden seçmen kaydırıldığı” iddialarının ayrıca soruşturulup soruşturulmadığı da önergenin önemli başlıklarından birini oluşturdu. Bayhan, “Bu iddiaların üzerinin örtülmesine yönelik bir kamu görevlisi tasarrufu tespit edilmiş midir?” diye sordu.
Bayhan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin yaşam hakkı ihlallerine ilişkin içtihatlarının altını çizerek, bir yılı aşkın gecikmenin uluslararası yükümlülüklere aykırılık oluşturabileceğini söyledi ve ekledi: “Bakanlığınız, Gülşen Çalışkan dosyasındaki gecikmeyi bu standartlara uygun bulmakta mıdır? Türkiye’nin etkin soruşturma yükümlülüğü ihlal edilmiş sayılmayacak mıdır?”
“Kadın cinayetlerinde cezasızlık sistematik”
Bayhan, soru önergesini kadın cinayetlerinde sıkça rastlanan cezasızlık örnekleriyle ilişkilendirerek tamamladı: “Sude Naz Ak, Vesile Bingöl ve Pınar Bulunmaz dosyalarında görüldüğü gibi tahliye ve beraat kararları cezasızlık algısını güçlendirmektedir. Gülşen Çalışkan dosyasında da aynı gecikmelerin yaşanması kabul edilemez.”
Bayhan, Bakan Tunç’a yönelttiği son soruda şu ifadeyi kullandı: “Bakanlığınız, Gülşen Çalışkan başta olmak üzere tüm kadın cinayeti davalarında etkin, hızlı ve caydırıcı soruşturma yürütme sorumluluğunu yerine getirecek midir?”
