Askeri darbe girişimi sonrası AKP hükümeti tarafından uygulamaya sokulan süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, ‘Bu kavgada mevcut haklarımızı korumak ve talep ettiğimiz haklarımızı kazanmak için ortak mücadelenin zorunluluğuna dikkat çekmek istiyorum’ dedi.
15 Temmuz gecesi askeri darbe girişimiyle birlikte Türkiye ve Kürdistan’da yeni bir dönem başladı. AKP hükümeti ise girişimin ardından tüm kurumlarda başlattığı tasfiyelerle kendi darbe sürecini başlatmış durumda. Askeri darbe girişiminin ardından “demokrasi bayramı” adı altında sokağa çıkan çeteci grupların Alevileri ve Kürtleri hedef alması, tutuklamaların sadece FETÖ’cülere yönelik olmaması ve son olarak 3 aylık OHAL ilanıyla önümüzdeki sürecin zorlu bir süreç olacağı şimdiden görülüyor. Kürdistan’da yürütülen soykırım savaşlarıyla birlikte zaten uygulanmakta olan OHAL, Meclis onayıyla resmileşti. OHAL Kürdistan’da süren katliam politikalarının süreceği sinyallerini verdi. Tüm bu süreçleri ve siyasi partiler ile demokratik kurumların alacakları tutumlarını Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan’la konuştuk.
*“Darbe girişimi” ya da “darbe”. Nedir yaşanan?
Türkiye demokratik bir ülke olsaydı, örneğin Kürt sorununu demokratik ve eşit haklar temelinde çözmüş, inanç özgürlüğünü tesis etmiş, laikliğe dayanan, emekçi sınıfların örgütlenme hakları güvenceye alınmış, siyasal hak ve özgürlüklerin kullanıldığı ülke olsaydı darbeler zemin bulabilir miydi? Tabii ki bulamazdı, fırsat bulsa bile çok zorlanırdı. Darbeler esas olarak anti demokratik, halk iradesinin olmadığı, tekçi ve baskıcı devlet yapılarından güç almaktadır, bunu görmek gerekir. Bu bakımdan, 15 Temmuz’da yaşanan felaketi, salt cemaatçi, paralel yapı, FETÖ ya da bir yapının kalkışması olarak değerlendirmek, girişilen darbeyi tanımlamakta eksik kalır. Bu kavga salt Erdoğan ve Fethullah Gülen kliklerinin arasındaki kavga da değildir. Egemenler arasında devlette etkin olma çatışmasının, daha doğrusu iktidar olma çatışmalarının sonuçlarından birisi de darbelerdir. Bizim ülkemizde egemen klikler arasında süren bu çatışmalar nedeniyle ya da siyasi rejimi yeniden inşaa etme gibi amaçlarla askeri darbeler zaman zaman gerçekleştirildi. Egemen sınıf olarak sermaye grupları içerisindeki rekabet ve güç sağlama çatışmalarını da bu bileşime dahil edebiliriz. Son başarısız darbe girişiminin de çekirdeğini Fethullahçıların oluşturduğu bir grup tarafından gerçekleştirilmek istendiği görülmektedir. Kürt halkının demokratik taleplerini bastırmak için savaş kararında birleşen ve bu kararı sivil halk dahil geniş bir katliama dönüşmesi pahasına uygulayan ordu ve siyaset içerisindeki tüm kliklerin, Kürt kentlerinde savaşın kısmen sona ermesinin ardından kendi içlerinde çatışmanın sonucu darbe girişimi olarak gerçekleşmiştir. Halktan destek görmeyen ve ordu içinde de aradığı desteği bütünlüklü olarak sağlayamayan ve azınlık bir cuntanın giriştiği darbe başarısız bir girişim olarak kaldı.
*Türkiye nereye gidiyor?
Darbe girişiminden önce sanki demokraside mi yaşıyorduk? Tabi ki hayır. 7 Haziran seçimlerinin yok sayılması, halk iradesinin tanınmaması, Kürt halkının demokratik taleplerine karşı başlatılan savaş, aylarca süren sokağa çıkma yasakalarının fiilen sıkıyönetime dönüşmesi, basın, üniversiteler, baskılar, yasaklar… AKP’nin esas olarak Cumhurbaşkanı reisliğinde “tek adam tek parti diktatörlüğü”ne dayanan, baskı, savaş, sömürü temelinde siyasal rejimi yeniden inşa politikalarının uygulandığı bir süreçte yaşandı darbe girişimi. Demokrasi talebiyle sokağa çıkan halkın önüne şeriatçı söylem ve kışkırtmalarla geçilerek, halkın darbe karşıtı eğilimi AKP iktidarı tarafından gerici politikalarının dayanağı yapılmaya çalışılmaktadır. Ayrıca bu sürecin, Erdoğan’ın hayali olarak lanse edilen ama siyasal rejimin yeniden inşasının bir adımı olan başkanlık sistemine geçişte fırsat olarak değerlendirilmeyeceğinin garantisi yok.
*Darbe girişiminin başarızlıkla sonuçlanmasının ardından gelen OHAL sizce nedir?
Darbe püskürtüldü ama AKP karşı darbede OHAL kararını ilk adım olarak attı. “OHAL’i bilmek istiyarsanız Kürt halkına sorun” şeklinde yorumlar epeyce paylaşıldı. Darbe başarılı olsaydı sıkıyönetim olacaktı, başarısız olunca OHAL geldi. Halkın ifadesiyle “Kırk katır mı, kırk satır mı?” ikilemi. Her durumda hedefe konan kesim emekçiler, hak ve özgürlük isteyenlerle, iktidar muhalifi toplumsal kesimler olacaktı. Bugün yaşanan gelişmeler de bu durumu ispat etmektedir. Bölge illerinde, aylarca süren yasaklarla yapılan katliamlar hafızalarımızda ve OHAL’in fotoğrafı olarak durmaktadır. OHAL’in ilk uygulaması, durumdan vazife çıkaran belediye zabıtalarınca Avcılar Belediyesinde işten atılan işçilerin direniş çadırlarını kaldırmak oldu. Ekonomide yaşanacak daralmanın ayrıca temel tüketim mallarına gelecek zamlarla halka fatura edileceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok sanırım.
‘AKP güçlenmek için kullanıyor’
Görünen o ki hükümet, “darbeyle hesaplaşma, paralelle mücadele” adı altında siyasi hesaplaşmasını yaparken toplumsal muhalefeti susturmayı hedeflemektedir. Düşünün bir gecede 50 bin civarında kamu emekçisi açığa alındı, aday öğretmenlerin lisansları iptal edildi, eğitim kurumları kapatıldı. Darbecilerle, her türlü sorumlularıyla ve doğrudan darbe girişiminde görev alanlarla, halka karşı suç işleyenlerle elbette hesaplaşma gerekmektedir. Yargılama ve cezalandırma sürecinin işletilmesi gerekmektedir. Rütbeli askerler gözaltına alındı ve ilk sorgudan sonra tutuklandılar. Ama basına servis edilen işkence görüntülerini nereye koyacağız. Bu insanların işledikleri suçun önüne geçmez mi bu işkenceler? Ya da linç edilen ve tek suçu 18.000 TL’si olmadığı için er olarak askerlik yapan ve verilen emre uymak zorunda kalan veya tatbikat diye aldatılan askerlerin gösterici güruh tarafından linç edilmesine ne diyeceğiz? Başlatılan “cadı avı”nı darbeyle mücadele olarak görebilir miyiz? İnsanlar salt bir görüşe , bir inanışa sahip diye toptan bir hesaplaşmanın parçası olarak düşünülemez normal hukuk sistemlerinde. Ama şimdi barışı savunmuş, darbelere karşı mücadele etmiş, ömrü boyunca demokrasi mücadelesi içerisinde olmuş kişilerin bile gözaltına alındığını, işten el çektirildiğini görüyoruz. İktidar bu süreci kendi siyasi pozisyonunu güçlendirecek her türlü politikadan geri durmayacaktır.

*Demokrasi cephesi ya da bloku var ama etkin bir adım yok, sanıyoruz. Bu konuda ne dersiniz?
Bütün sol, sosyalist, sosyal demokrat partilerin darbe karşıtı tutum alması önemli. Darbe girişiminden önce de AKP hükümetinin ekonomik, sosyal ve siyasal saldırılarına karşı mücadele birliği ihtiyacı tartışılıyordu zaten. Hem siyasi partiler tarafından, hem de emek meslek örgütleri ve çeşitli alanlardan (akademisyen, aydın, sanatçı, vb.) şahsiyetler de bu tartışmalarla birlik ihtiyacına vurgu yapmaktadır. Hayır, somut bir adım var. İlk etapta daha kapsayıcı olsun kaygılarından hareketle, CHP, HDP eski vekillerinden ve kişilerden oluşan diyalog grubu, önce demokrasi grubu gibi oluşumların gayret ve çabalarıyla bir kurultay çağrısı oldu. Ancak darbe girişimi ve OHAL uygulamaları, başarısız darbe girişiminin sonuçları üzerinden hükümetin yöneleceği baskı ve şiddet politikaları dikkate alındığında artık bu tartışma süreçlerinin sonuçlandırılarak mücadele birliklerine dönüşmesi acil ihtiyaç olarak ortada duruyor. Halkın demokrasi taleplerini istismar eden hükümet karşı darbe ile baskı rejimini oluşturmaktan çekinmeyecektir. Biz bunu sessizce kabullenemeyiz. Meydanlardan ve iktidar odaklarından yapılan çağrılara bakalım: “Şeriat, idam ederiz, kanımız aksa da zafer islamın, tutuklananların kulakları kesilsin, vatan hainleri mezarlığı açılsın…” Bu söylemlerin neresinde demokrasi var? AKP iktidarının bu darbe girişiminden doğru sonuçlar çıkarmayacağı açık. Görev ve sorumluluk bizlere, siyasi partilere, emek, meslek, inanç örgütlerine, barış inisiyatiflerine, kadın, gençlik hareketlerine düşüyor elbette.
*Demokrasi cephesinin/blokunun önemi nedir?
Şu çağrı çok önemliydi. Ne darbe, ne tek adam tek parti diktatörlüğü, çözüm halk demokrasisi, laik demokratik Türkiye. Yani darbeyi reddederek, AKP hükümetinin gerici, baskıcı, savaşçı, sömürücü politikalarına karşı mücadeleye çağırarak aslında yaşamak istediğimiz düzeni de tanımlamış oluyoruz.
*Kürdistan’da vahşice bir savaş yaşanıyor. Siz de gittiniz. Darbe girişiminin Kürdistan’da yaşanan süreçle bağlantısı nedir?
Kürt halkının taleplerine karşı savaş kararında birleşen siyasi ve askeri klikler kentler yıkılıp, savaş hali gevşediğinde kendi iç çatışmalarına döndüler. Bu kavga sona ermiş değil. Halka karşı saldırıda birleşecekler ama egemen güçlerin iktidar kavgaları sertleşerek sürecek görünüyor. Bu kavgada ezilmemek için, haklarımızı korumak için talep ettiğimiz haklarımızı kazanmak için de ortak mücadelenin zorunluluğuna dikkat çekmek istiyorum.
Kadınların değiştirici gücü var
*Kadınlar bu gelişmelerin neresinde duruyor ve neden kadınlar bu sürece karşı çıkmalı?
Darbe karşıtı gösterilerde sokağa çıkanların önemli bir kesimini kadınlar oluşturuyor. İktidarların saldırı hedefinde kadınlar önemli bir yer tutarken, toplumsal mücadelelerde, demokrasi ve özgürlük mücadelelerinde kadınların değiştirici ve belirleyici bir güç olduğunu görmek ve kadınların bu hakkını teslim etmek gerekir. Başbakan Yıldırım, en çok darbe karşısında kocalarının engelleme tutumlarına rağmen sokağa çıkan kadınlardan etkilendiğini itiraf ediyor. Kadınlar, iktidarların, işine gelince sokağa, işine gelmeyince eve yönlendirmesine boyun eğmeyecek bir mücadele birikimine ve kararlılığına sahiptir bugün.
Genel Başkanımız Selma Gürkan’ın Özgür Gündem gazetesi BinevşKadın Ekinde çıkan röportajı
