Irkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen düşmanlığına karşı birleşelim

Irkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen düşmanlığına karşı birleşelim

Irkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen düşmanlığına karşı birleşelim

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nü savaşların, ırkçılığın, yoksulluğun ve son olarak da Dünya Kupası vize krizlerinin gölgesinde karşıladık. İsrail’in Gazze Soykırımı sonucundan 2023’ten bu yana en az 70 bin kişi hayatını kaybetti, 170 binden fazla kişi de yaralandı. Abluka nedeniyle 10 binden fazla kişinin açlıktan öldüğü tahmin ediliyor. ABD’nin İran saldırında ise ABD ve İran kaynaklı veriler değişkenlik gösterse de binlerce kişinin yaşamını yitirdiği biliniyor. Öte yandan İsrail’in Lübnan’a karşı saldırıları devam ediyor. İsrail, tıpkı Gazze’de olduğu gibi Lübnan’da sivillerin yaşadığı alanlara saldırıyor. İran-ABD arasında imzalanan mutabakata rağmen İran’ın Lübnan’a dönük saldırılar nedeniyle masadan kalkması barışın sağlanamadığının son göstergesi.

Günden güne savaş bütçesini katlayan NATO üyesi ülkeler, yeni bir hazırlık içinde olduklarının sinyalini veriyor. Halkların en temel haklarından kesilip savaş sanayine ayrılan bütçeler, özellikle mültecilerin kazanılmış haklarına saldırılar geniş hak ihlallerine yol açıyor. 7-8 Temmuz tarihinde Ankara’da toplanacak NATO Zirvesi öncesi Ankara halkına adeta bir sıkıyönetimi reva gören Saray rejimi ve diğer üye devletler; NATO eliyle yeni savaşlara göz kırpıyor, mülteciliği kader haline getirmek istiyor.

Avrupa Birliği (AB) ise yeni Göç ve İltica Paktı’nı “daha güvenli sınırlar, hızlı prosedürler ve dayanışma” gibi kavramlarla servis etse de bu süslü ifadeler insanlık dışı uygulamaların makyajı niteliğinde. Zira bu paktla birlikte mülteci hakları artık gündem maddesi olmaktan çıkarılıyor. “Çekirdek Avrupa” etrafında örülen teknolojik ve askeri duvarlar; gözetleme sistemleri, dikenli teller ve özel güvenlik şirketleriyle tahkim edilen “Kale Avrupa” modeli tahkim ediliyor. “Güvenli üçüncü ülke” kılıfıyla Türkiye, Tunus ve Fas gibi ülkeler birer tampon bölgeye dönüştürülürken; AB, ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü elekten geçirip “yük” olarak gördüğü mültecileri para karşılığında bu ülkelere hapsetmeyi hedefliyor. Bu gelişmelere paralel mültecilere yönelik düşmanlık da artmaya devam ediyor, devletler eliyle yaygınlaşıyor.

Tüm dünyanın gündeminde yer alan FIFA Dünya Kupası da ABD’nin vize krizleriyle gündemde. Afrika ve Ortadoğu’dan turnuvaya katılan takımlarının heyetlerinde yer alan kişilerden oyuncuların yakınlarına; vize alamayanlar, saatlerce havalimanında sorguya çekilen futbolcular dünya gündeminde yer edindi. Milli takım futbolcularına, teknik heyet personellerine “kaçakçı” muamelesi yapılması ABD hükümetinin ırkçı ve ayrımcı politikalarının bir yansıması olarak kayda geçti. ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) polisleri yıl boyunca “mülteci avına” çıkarak mültecileri doğrudan hedef aldı.

Bu politikalar mültecilere yönelik provokasyonlara da zemin hazırlıyor. Örneğin bir önceki genel seçim döneminde Türkiye’nin pek çok yerinde mültecilere yönelik saldırılar artış göstermişti. Bu haziranın ikinci haftasında da Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast’ta ırkçı provokasyonlar saldırıya, saldırılar lince dönüştü. Saldırılarda bir Türk berberin dükkanı ateşe verildi. Türkiye’de Suriyelilere dönük ırkçılık ile Kuzey İrlanda’da Türkiyelilere yönelik ırkçılık aynı çürümüş, kokuşmuş, barbar kapitalist düzenden kaynaklanıyor.

Türkiye’de sendikasızlık işçi sınıfının başat sorunları arasında yer alırken mülteciler ayrıca sigortasız, güvencesiz asgari ücretin yarısına mahkum ediliyor. İSİG Meclisi verilerine göre 2025’te Türkiye’de en az 2105 işçi iş cinayetinde yaşamını yitirirken hayatını kaybedenlerin en az 91’i mülteci işçiydi. Avrupa Birliğinden, Birleşmiş Milletlerden ayrı ayrı fon alarak mültecilerin koşullarının iyileştireceğini iddia eden Saray rejimi, 2026 Türkiye’sinde mülteci işçilerin sendikasız, sigortasız çalıştırılmasına ve düşük ücrete mahkum edilmesine müsaade ediyor. Mülteciler/göçmenler seyahatten sağlığa, eğitimden sosyal yaşama en temel birçok insani haktan mahrum yaşamaya devam ediyor. Sınır dışı tehdidi ile işle ev arasına sıkıştırılan mülteciler için Geri Gönderme Merkezleri cezaevlerine ve hatta yer yer işkence merkezlerine dönüşüyor.

Tüm bu karanlık tablonun karşısında, Türkiye’de ve dünyada tüm işçi sınıfının kaderi ortak. İnsanca çalışmak, insanca yaşamak her insanın en doğal hakkıyken milyonlarca insanın bu haktan mahrum bırakılması kapitalizmin dünyayı bugün getirdiği noktanın somut sonuçlarıdır. Tüm dünya emekçilerinin ve halkların kurtuluşu, işçi sınıfı ve halkların enternasyonal birliği, dayanışması ve mücadelesiyle mümkündür. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla bütün ülkelerin sömürülen işçilerine ve ezilen, ayrımcılığa uğrayan halklarına birleşme çağrısı yapıyoruz.

Seyit Aslan
Emek Partisi Genel Başkanı

Paylaş: