İskender Bayhan: Geri Kabul Anlaşması iptal edilsin
Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde Meclis’te basın toplantısı yaptı. Yakın zaman önce Akdeniz’de yaşanan büyük faciaya dikkat çeken Bayhan, “Libya’dan yola çıkan geminin batması sonucu yüzlerce mültecinin yaşamını yitirdiğini söyledi. Bu facianın Avrupa Birliği’nin mülteci politikalarının yarattığı yıkımı bir kez daha gözler önüne serdiğini belirten Bayhan, “Yunanistan başta olmak üzere Avrupa ülkelerindeki emekçilerin yaptığı gibi AB’nin izlediği bu insanlık dışı göç ve mülteci politİkaların lanetliyoruz.
Sayın Basın Emekçileri,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü ve bu vesileyle göç ve mülteciler konusunda partimizin görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak bu konuya geçmeden önce 15 Haziran günü Ankara’dan Düzce’ye dönerken ziyaret ettiğim direnişteki Aluform Pekintaş Fabrikası işçilerinin mesajını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Türk-Metal Sendikasına üye oldukları için tazminatsız olarak işten atılan 36 işçi kardeşimizin 12’si, haklarını alabilmek için aylardır direniyor. Bugün de direniş çadırlarını Aluform Fabrikasının önüne taşıyorlar. 12 yıldan 25 yıla kadar değişen sürelerde aynı fabrikada çalışan işçi kardeşlerimizin talebi, hak ettikleri yasal tazminatlarının kendilerine ödenmesidir. Düzce milletvekillerini ziyaret etmişler, Düzce Valisiyle birkaç kez görüşmüşler. Bu görüşmeler sonucunda “Yaşayarak gördük ki devlet bizim değil, Pekintaş’ın patronunun devletiymiş” diyorlar.
Buradan Çalışma Bakanına sesleniyorum. İşçilerin yıllardır çalışmalarının karşılığı olan tazminatlarını almasını sağlamak sizin sorumluluğunuzdadır. Düzce milletvekillerine de sesleniyorum. Eğer biz Düzce halkının seçilmiş temsilcileriyiz diyorsanız, işçi kardeşlerimizin haklarını almaları için verdikleri mücadelenin yanında yer alın ve davalarının takipçisi olun.
Buradan direnen işçi kardeşlerimizi bir kez daha selamlıyorum ve Emek Partisi olarak bütün gücümüzle haklı mücadelelerinin yanında olduğumuzu vurguluyorum. Konuyla ilgilenmek isteyen basın emekçi arkadaşlarımıza, işçi kardeşlerimizin hazırladığı dosyanın örneğini verebilirim.
Şimdi gelelim Türkiye’nin tek adam yönetiminin izlediği yanlış politikalar nedeniyle yaşanan mülteci akınına ve çözüm için atılması gereken adımlara…
Bu yıl 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nü Akdeniz’de Yunanistan açıklarında yaşanan büyük faciayla karşıladık. Libya’dan İtalya’ya yola çıkan geminin batması sonucu yüzlerce mülteci yaşamını kaybetti. Bu facia, Avrupa Birliği’nin mülteci politikalarının yarattığı Bu facia Avrupa Birliği’nin mülteci politikalarının yarattığı yıkımı bir kez daha gözler önüne serdi.
Yunanistan başta olmak üzere Avrupa ülkelerindeki emekçilerin yaptığı gibi AB’nin izlediği bu insanlık dışı göç ve mülteci politikalarını lanetliyoruz.
Göçün ve mülteciliğin temelinde ucuz emek gücü sömürüsü, siyasi baskılar, ırkçı, cinsiyetçi, savaş yanlısı politikalar vardır.
Bu durum bütün bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu inkar edilemez bir gerçektir.
Erdoğan hükümetlerinin bölgenin lider ülkesi olma iddiasıyla izlediği yeni Osmanlıcı politikalar da bunun bir parçasıdır.
Erdoğan yönetimlerinin özellikle son 10 yılda, Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’nun yeniden paylaşımından pay kapma iddiasıyla attığı adımlar Türkiye’yi bir göçmen-mülteci deposu haline getirmiştir.
Milyonlarca Suriyeliyi, bir zamanlar “kardeşim” deyip, Boğaz’da tekne turları yaptığı Esad yönetimini yıkmak bir dayanağı olarak kullanmak için Türkiye’ye çağırmıştır. Cihadist örgütleri destekleyip, Suriye’nin iç işlerine karışmayı bir devlet politikası haline getirmiştir. Sonra da Türkiye’ye gelen milyonlarca Suriyeli mülteciyi Avrupa Birliği ile pazarlıkların aracı olarak kullanmaya başlamıştır. AB ile geri kabul anlaşması imzalamış, AB’nin çıkarları için Türkiye’yi bir tampon bölge ve göçmen deposu haline getirmiştir. Erdoğan ve hükümetleri bu anlaşmayı kabul ederek “AB’ye gitmek yasak, Türkiye’de sıkışıp kalmak serbest” demiştir.
AB ülkelerinin ihtiyaç duyduğu işgücü kadar göçmen ve mültecinin sınır dışına çıkmasına izin verirken, Türkiye’de kalan milyonlarca mülteciyi statüsüz ve ucuz işgücü olarak yaşamaya mahkum etmiştir.
Bugün hâlen bu politikalardan bir adım bile geri atılmaması, tek adam yönetiminin sermayenin çıkarlarına nasıl sıkı sıkıya bağlı olduğunu da gözler önüne sermektedir. Bu politikalar terk edilmeden ve Suriye’de barış koşulları sağlanmadan mülteci sorununun çözüm yoluna girmesi mümkün değildir.
Konuştuğumuz şey rakamlardan oluşmuyor. İnsanların canından, yaşamından söz ediyoruz.
Size görüştüğümüz mülteci işçilerin birkaçından isimlerini değiştirerek bahsetmek istiyorum: Afganistanlı bir edebiyatçı Fatma Nazari. Taliban işgalinden sonra gördüğü baskıdan kaçarak Türkiye’ye sığındı. Patronlar çalışma izni başvurusu yapmadılar ve Fatma’yı sürekli ihbar etmekle tehdit ettiler. Çalışma izni sorunu çözülene kadar birçok atölyede uzun saatler çalıştırıldı ve şiddet gördü.
İranlı Esmail ise Denizli’de kaynakçılık yaparak geçinirken iş güvenliği tedbirleri alınmadığı için görme yetisini neredeyse kaybetti ve mülteci olduğu için şikayette bile bulunamadı. Esmail üçüncü ülkeye gitmek için kabul mektubu aldığı halde uzun yıllardır Türkiye’de bekletiliyor.
İranlı kadın Mona Amarloo. Bu onun gerçek ismi. Kendisi hala Bursa Geri Gönderme Merkezinde ve avukatına hiçbir delil sunulmadan orada tutuluyor.
Tek adam yönetimi ve kapitalistler, bütün bu insanların çaresizliğinden yararlanıyorlar ve onları yerli emekçilere karşı kullanıyorlar. Bundan da rahatsız değiller ve hiçbir şikayetleri yok. Çünkü bütün bunları yaparak ucuz emek sömürüsünü meşrulaştırıp aşırı kar ve servet artışlarını garanti altına alıyorlar.
Türk, Kürt, Arap çeşitli milliyetlerden işçiler, emekçiler ne kadar karşı karşıya gelirlerse, sömürücüler bu durumu o kadar fırsata çeviriyorlar. Bu gerçekler bize yerli işçilerle, göçmen ve mülteci işçilerin kaderinin ortak olduğunu gösteriyor.
Bütün bunlar karşısında partimiz ülkenin göçmen ve mülteci deposu olmaktan çıkması için acilen şu somut adımların atılmasını savunuyor.
Bu kapsamda;
1- Kayıt dışı çalışma sonlandırılarak, çalışma izni patronların inisiyatifinden çıkarılsın. Mülteciler çalışma iznine doğrudan sahip olsun.
2- AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması iptal edilsin ve Avrupa sınırları mültecilere açılsın.
3- Mültecilere karşı değil uyuşturucu ve kaçakçılık çetelerine karşı etkin mücadele edilsin.
4- Barışçıl yollardan güvenli geri dönüşün koşulları yaratılsın, isteyen ülkesine dönebilsin, isteyen üçüncü bir ülkeye iltica edebilsin.
5- Türkiye’de doğan, 10 yılı aşkın süredir Türkiye’de yaşayan ve kalmak isteyen mülteciler için vatandaşlık hakkı karşılıklı entegrasyon politikalarıyla birlikte, şeffaf bir şekilde sağlansın.
