Mekke Anlaşması, Türkiye’yi yeni savaş cephelerine sürükleme tehdidi

Mekke Anlaşması, Türkiye’yi yeni savaş cephelerine sürükleme tehdidi

Mekke Anlaşması, Türkiye’yi yeni savaş cephelerine sürükleme tehdidi

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında, İslam dininin kutsal mabedi olarak kabul edilen Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” yetkililer tarafından her ne kadar, caydırma amaçlı bir savunma anlaşması olarak tanımlansa da Türkiye’yi yeni cephelere sürüklemeye aday bir anlaşmadır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in 7 Ağustos’ta imzaladığı anlaşma, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51’inci maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ediyor.

ABD ‘koruması altında’ olan Körfez ülkelerinin kimi zaman İsrail’den gelen saldırıların kimi zaman da İran’dan gelen misillemelerin hedefi olması bölgedeki ülkeleri kendi savunmalarını sağlama adına yeni arayışlara itti. ABD ve İsrail’in İran’a karşı sürdürdükleri ortak saldırı, bu saldırıya karşılık İran’ın Suudi Arabistan’daki ABD çıkarlarını hedef aldığı bir dönemde oluşturulan bu anlaşma, geçtiğimiz yıl ortaya çıkan Suudi Arabistan-Pakistan savunma anlaşmasının bir devamı niteliğinde. ABD’nin sağladığı ileri düzeydeki savaş teknolojisi imkanlarını kullanan İsrail’in bölgede giderek yayılan saldırganlığından duyulan tedirginlik ile kurulan bu ikili anlaşmayı, Türkiye’nin de katılımıyla 7 Ağustos 2026 tarihinde üçlü bir güç mimarisine dönüştüren temel gerekçelerden biri de İran faktörüdür.

Öte yandan Suudi Arabistan’ın bölgede açtığı bir diğer cephe ise Yemen’deki Husiler’dir. 2022’de Birleşmiş Milletler arabuluculuğuyla Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon ile Yemen’deki İran destekli Husiler arasında iki aylık bir ateşkes anlaşması imzalanmıştı. İki kez uzatılan bu mutabakat çatışmaları kısa bir süre için yavaşlatmış olsa da durdurmaya yetmedi. Bugün Yemen’deki güçler Suudi Arabistan gemilerini hedef alırken, Suudi Arabistan da Yemen’e karşı deniz ablukası uyguluyor.

Bölgenin petrol zengini ve ABD’nin işbirlikçisi Suudi Arabistan yönetiminin çatışma halinde bulunduğu üçüncü coğrafya ise Irak. Suudi Arabistan, Amerikan güçleriyle birlikte geçtiğimiz ayın sonunda, Irak’ta Haşdi Şabi’ye (Halk Seferberlik Güçleri) karşı hava saldırısı düzenledi. Bu saldırı, ABD ve İsrail’in İran ile savaşının da bir devamı niteliğinde.

Türkiye’nin Suudi Arabistan ile birlikte “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”na imza attığı, bölgede nükleer bir güç olarak öne çıkan Pakistan da Hindistan ve Afganistan ile sürekli gerilim halinde.

Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan, X hesabından yaptığı açıklamada, bu anlaşma için, “Kolektif caydırıcılığı temel alan bu anlaşma, güvenlik ve savunma iş birliğimizin ilerletilmesine, savunma sanayisinde ortak projeler geliştirilmesine ve terörizmle mücadeleye katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullanmış olsa da Türkiye, bu anlaşmayla, bolca düşman sahibi yeni ortaklar edinmiştir. Bu özellik, bölgedeki güç mimarisi içinde Türkiye’yi, bölge halkları karşısında, yayılmacı bir güç olarak öne çıkarmaktadır.

Öte yandan, yeni Suriye’de Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan’ı HTŞ liderliğindeki Colani etrafında birleştiren ABD’nin, Mekke Anlaşması üzerinden de bölgedeki müttefiklerini İran etrafında yeniden mevzilendirmiştir.

Ülkede ve bölgede barış

Ülke içinde bir yandan, ‘akan kanın durması için’ bir süreç işlettiğini öne süren Saray iktidarı, bölgesel ölçekte giriştiği yeni anlaşmalarda, Türkiye’yi yeni savaş cephelerinin ortağı haline getirmektedir.

Türkiye halklarının çıkarı ise, ülkede ve bölgede barışı savunmaktan geçmektedir. İşçi ve emekçileri, Türkiye’yi emperyalist politikaların payandası olmaktan çıkararak, barış, demokrasi ve bağımsızlığın mimarı olmak için mücadele etmeye çağırıyoruz.

Emek Partisi Genel Merkezi

Paylaş: