TBMM mutat olduğu üzere 1 Ekim’de toplanacak. İlk olarak da sınır ötesi askeri harekata dair tezkerenin süresinin uzatılmasını görüşecek. Muhtemel ki bu oylamadan sonra çalışmasına ara verip ülke yönetimini alışkın olduğu şekilde Cumhurbaşkanı ve Saray bürokrasisine teslim edecek.
Aslında uzunca bir süredir AKP ve Erdoğan rejiminin arzu ettiği şekilde Başkanlık sistemi fiilen yürürlükte; Meclis ancak çıkartılmak istenen yasalara ihtiyaç duyulduğunda işlev görmekte, muhalefet partileri etkisiz ve yokmuşçasına hareket edilmektedir. 15 Temmuz sonrası darbe kalkışması bahanesiyle ilan edilen OHAL ve bu çerçevede çıkartılan KHK’ler iktidarın gözünde Meclis iradesini tamamen gereksiz kılmıştır. Dolayısıyla istediği kararları problemsiz şekilde hayata geçiren Cumhurbaşkanlığı makamı Anayasal değişikliğe gerek duymaksızın tek başına ve tek parti yönetimini yürütmektedir.
Son olarak önceki gün toplanan MGK, OHAL’in uzatılmasını tavsiye kararı almış, ayrıca 15 Temmuz’un “demokrasi ve özgürlükler günü” olarak değerlendirilmesinin uygun olacağını not etmiştir.
Son yıllarda Türkiye’de devlet yönetimi ve toplum yaşamı olağanüstü koşullarda seyretmekte; hayatımızda normal denebilecek şeyler giderek yok olmakta. 7 Haziran seçim sonuçları tanınmayarak, darbeci bir anlayışla siyaset yürütülerek bu rejimin önü açılmıştır. 15 Temmuz ise otoriter rejim arayışına adeta can simidi olmuştur. Hukuk ve kuralların yerini keyfiyet ve iktidarın mutlaklaştırılması almış; geniş halk kesimleri mağdur edilmiştir.
Darbecilerle hesaplaşma adına kısa bir süre içinde çok daha geniş boyutta toplumsal muhalefet unsurları tasfiyeye yönelinmiş; binlerce insan sorgusuz sualsiz işinden, ekmeğinden edilmiş, gözaltına alınıp tutuklanmıştır. Tüm devlet organları ve yargı bu darbe sürecinin parçası olarak işlemeye başlamış; KHK ile yeni ve despotik devlet kurulmasına girişilmiştir. Cumhurbaşkanı, meclisi devre dışı bırakma, ülkeyi KHK ile yönetme ve OHAL’i uzun süre sürdürme mesajlarını vermektedir.
İktidarın ihtiyaç duyduğu her uygulama ve karar ikiletmeden işleme sokulmakta; emirnameler ile her türlü özgürlükler bir çırpıda rafa kaldırılabilmektedir. Üniversiteler, Basın, Sendikalar, Partiler hemen bütün toplumsal demokratik kurumlar büyük bir kıskaç altında ve tasfiyeyle yüzyüzedir.
Faşizmin yörüngesine girmiş bir iktidarın yönettiği ülkenin Meclisi bu olağanüstülük ortamında toplanacak ve bu savaş ve saldırganlık siyasetini oylayacak. Bu siyasete onay veren milletvekilleri halkı temsil edemez. Darbe rejimini aratmayacak bir halin OHAL olarak sürüp gitmesine; sınır ötesi harekat tezkeresine izin verilmemelidir.
TBMM darbe rejiminden ve yeni tehditlerden kurtulmak, halkın geleceğini güvenceye almak, gerçekten millet iradesini temsil etmek istiyorsa yapacağı ilk iş tezkereye onay vermemek ve OHAL’e son vererek KHK’lerin yol açtığı özgürlük ihlallerini ortadan kaldırmak olmalı.
Kaosu ve karanlığı derinleştirecek tekçi devlet siyaseti ve inşası kabul edilemez; OHAL kaldırılmalı, savaş tezkeresinin süresi uzatılmamalı; demokrasinin önü açılmalıdır.
