Bu yıl 1 Mayıs’ı bitmek bilmeyen zam dalgası ve savaşın gölgesinde kutluyoruz. Türkiye ekonomisi geçen yıl yüzde 11 büyürken bu büyümeden aslan payını patronlar aldı. Bir tarafta işçiler, emekçiler, üretici köylüler yarı yarıya yoksullaşırken, zamlar ve enflasyon yükü altında ezilerek sefalete mahkûm oluyor. Milyonlarca işçi ve emekçi en temel ihtiyaçlarını bile ödeyemez ve geçinemez hale geliyor. İnsanlar çöpten ekmek, pazardan çürük meyve sebze toplayacak hale geliyor. Milyonlarca kişinin elektriği kesiliyor. Diğer tarafta nüfusun çok küçük bir azınlığını oluşturan iktidardakiler, onların en yakınları ve bir avuç zengin lüks ve şatafat içinde yaşıyor. Tek adam iktidarının desteğini arkalarına alan patronlar kâr üstüne kâr açıklıyorlar, zenginliklerine zenginlik katıyorlar.
DİLİMİZ, KİMLİĞİMİZ YASAK, EMEĞİMİZ UCUZ!
Ekonominin yükü işçi ve emekçilerin sırtına yıkılırken buna bir de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaşın yükü eklendi. Dışa bağımlılık uzak topraklarda yaşanan bir savaşının bile işçi ve emekçileri kötü etkilenmesine neden oluyor. Temel gıda maddelerinin zamlanması, akaryakıt ve diğer enerji ürünlerine gelen zamlar dışa bağımlılığın ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Ancak ülkenin batısından farklı olarak, on yıllardır çatışma ve operasyonların eksik olmadığı, halk üzerindeki baskı politikalarının en ağır şekilde hayata geçirildiği bölgede, işsizlik, yoksulluk ve sömürü koşulları da batıdan çok daha ağır biçimde yaşanıyor.
İktidar bölgeyi sermaye için ucuz iş gücü ve sömürü cenneti haline getirmek için uğraşıyor. Bu politikalar ile Kürt illerinde çalışma ve yaşam koşulları ağırlaşıyor. İşçiler, asgari ücret ve daha altında ücretlerle, sosyal haklardan mahrum, kölelik ve sefalet koşullarında çalışmaya zorlanıyor. Erdoğan iktidarı yatırımlara bedava yer tahsisi, sigorta primi desteği, vergi muafiyeti, hibe olarak verilen krediler gibi teşvikler verilerek halkın kaynaklarını ve işsizlik fonu’nu patronlara aktarıyor. Diğer yandan işçilerin hak arayışı ve sendikalaşma mücadelesinin karşısına ise her türlü baskı, zor ve yasaklarla çıkıyor. Bu ağır çalışma, kölelik ve sefalet koşullarının yanında Kürt işçi ve emekçilerinin hayatı, Kürt sorununu baskıyla çözme anlayışı, içeride ve dışarıda savaş politikası yüzünden daha da çekilmez hale geliyor.
İŞÇİ SINIFI KAZANACAK! BARIŞ KAZANACAK!
İşte tam da bu yüzden, Kürt işçi ve emekçilerin iş, ekmek ve insanca bir yaşam mücadelesini, barış ve özgürlük mücadelesiyle birleştirerek yükseltmesi, hem bu savaşa hem de bu kölelik ve sefalet koşullarına son verebilecek tek yoldur. Bölgedeki tüm işçi ve emekçileri savaşa ve sömürüye karşı; iş, barış, özgürlük ve insanca bir yaşam için, Kürt sorunun ulusal hak eşitliği temelinde barışçıl ve demokratik temelde çözümü için 1 Mayıs’a çağırıyoruz.
EMEK PARTİSİ BÖLGE ÖRGÜTÜ
