Sezgin Tanrıkulu yalnız da değildir suçlu da. Asıl suç zulmün ve darbelerin üstünün örtülmesidir.

Sezgin Tanrıkulu yalnız da değildir suçlu da. Asıl suç zulmün ve darbelerin üstünün örtülmesidir.

Sezgin Tanrıkulu yalnız da değildir suçlu da. Asıl suç zulmün ve darbelerin üstünün örtülmesidir.

Sezgin Tanrıkulu’nun bir televizyon kanalında “TSK’nın yaptığı her şey eleştiriden azade değil. Biz milletvekiliyiz bunları sorgularız” diyen Sezgin Tanrıkulu neredeyse bir linç çemberine alındı. Tanrıkulu sözlerine “12 Eylül’de darbe yapan bu ordu değil mi? 15 Temmuz’da darbe girişimi yapan, köyleri yakan… Benim takip ettiğim davalar var. 15 köylüyü helikopterden atan TSK değil mi? AİHM kararıyla sabit hale gelen? TSK eleştiriden azade değil. Ordumuzdur, ordudur ama eleştiriden azade değildir. ” diye devam etmişti. Bu sözler üzerine hem iktidar hem de kendi partisi Sezgin Tanrıkulu’na cephe almış bulunuyor.

Yıllardır 28 Şubat Darbesi’nden mağduriyet öyküsü çıkaran, 2010 Anayasa oylamasında 12 Eylül darbecilerinin yargılanacağını vaat ederek halktan oy talep eden, balyoz ve Ergenekon davalarında Ordu kurmaylarını darbecilikle suçlayan, darbecilikle bağının kesilmesi için ordunun sivil iktidara bağlanması gerektiğini iddia eden AKP’nin kurmayları ve basını değilmiş gibi Sezgin Tanrıkulu’nun eleştirileri ‘yanına bırakılmayacak’ bir suç olarak gösteriliyor.

Elbette TSK’nın yaptıkları eleştiriden azade değildir ya da bu eleştiri hakkı kurmayları atama yetkisini üstlenen tek adam yönetimine rezerve edilmemiştir. Bir milletvekilinin eleştirisi de suç olarak gösterilemez. Kaldı ki aynı zamanda avukat olan Tanrıkulu takip ettiği davalara, AİHM karalarına dayanarak tanıklıkla kalmamış, resmi belgeleri hatırlatmıştır.

Tanrıkulu’nun sözlerinin iktidarın ve partisinin en yetkili kişiler tarafından kınanacak bir konu ve suç olarak gösterilmesi; birincisi darbeleri aklamak, ikincisi gerçek suçların üstünü kapatmak, üçüncüsü toplumsal hafızayı kötürümleştirmek anlamını taşıyor. Hepsi birden ‘Orduyu siyasetten arındırarak sivilleşme’ safsatasının boş bir söylem olduğunu gösteriyor ve kurumun doğrudan doğruya iktidar siyasetine bağlanması anlamına geliyor.

Yine bir 12 Eylül yıldönümünde Ordu’nun ‘kutsallaştırılması’ noktasına gelindi. Üzerinden bunca yıl geçtikten sonra 12 Eylül cuntasının attığı temeller üzerine durmadan kat çıkan tek adam yönetimi varoluşunun koşulu olan darbelere laf söyletmiyor. Öte yandan Kürtlere yapılan zulmün üstünü örtmeye devam ediyor.

Sezgin Tanrıkulu yalnız da değildir suçlu da. Çünkü asıl suç zulmün ve darbelerin üstünün örtülmesidir. Orduların görevi yurt savunmasından ibaret olmalıdır ve halka karşı işlenen suçların açıklanması şarttır. Bu temel demokratik bir ilkedir.

Sezgin Tanrıkulu’nun başına gelecek her olumsuz durumun sorumlusu da linç ortamını kışkırtanlar olacaktır.

EMEK PARTİSİ

Genel Merkezi

Paylaş: