Referandumdan sonra Barzani’ye karşı sınır harekatlarına girişen, vanaları kapatmakla tehdit eden siyasi iktidar, İdlib operasyonu ile Türkiye’yi yeni bir maceraya sürüklemektedir.
Ortadoğu’daki bütün gelişmeleri devletin ve sınırların bekasıyla ilişkilendiren Hükümet, bu yaklaşımla komşu ülkelerin içişlerine karışmış; Musul ve Kerkük üzerinde hak iddia etmiş, Suriye kuzeyindeki Kürt oluşumlarını sürekli taciz etmiştir. Böylece Ortadoğu halklarına beka sorunu yaratan bir ülke haline gelmiştir.
İdlib operasyonu 6 yıldır süren Suriye savaşının en kritik eşiğidir. Burada yuvalanan silahlı güçlerin tasfiyesi konusunda Türkiye’ye biçilen rol ne Türkiye halkına ne de Ortadoğu halklarına bir yarar sağlayacaktır. Çünkü İdlib, iç savaşa sürüklenen Suriye’de kendi nüfuz alanlarını silahla çizmeye çalışan emperyalist devletlerin birbirlerine karşı yürüttüğü savaşın arenasıdır. Türkiye bu vekalet savaşının unsuru olmamalıdır.
Siyasi iktidar İdlib operasyonuna katılırken üç şey beklemektedir: Afrin’in diğer iki Kürt kantonuyla birleşmesini önleyerek içerideki Kürtlere vehmettiği beka tehdidini ortadan kaldırmak; savaş sonrasında yeniden inşa faaliyetinde büyük parsayı toparlamak; enerji nakil hatlarının kilit noktasında yer olan ülke statüsünü elde etmek.
İdlib bataklığına girmek en önce bunun için göze alınmıştır. Öte yandan siyasi iktidar aşınan meşruiyetini bir harekat ya da operasyon ile geri alabileceğini sanmaktadır. Ne var ki İdlib ağır ve acılı bedellere mal olacaktır. Kent merkezindeki kara müdahalesinin aktörü olmaya hazırlanan Türkiye yeni bir çıkmaz sokağa sokulmaktadır.
Türkiye bu savaşın bir parçası olmamalı; Ortadoğu halklarının barış içinde yaşayabilmesinde öncülük eden bir ülke olmalıdır. Ancak 82 Kerkük, 83 Musul vb. gibi hesapların yapıldığı koşullarda barışın öznesi bu iktidar olamaz.
Barış, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin öznesi işçi ve emekçi halktır. Savaş politikalarını boşa çıkarmalı, Türkiye İdlib hülyasından vazgeçmelidir.
Selma Gürkan
Genel Başkan
