Türkiye ve Yunanistan egemen sınıflarının uzun süredir karşılıklı olarak başlattığı gerginlik politikaları son günlerdeki savaş söylemleriyle yeni bir aşamaya ulaştı. Ankara hükümeti “bir gece ansızın gelebiliriz” diyerek adaların “işgal” edilmiş oluşuna vurgu yaparken, Yunanistan hükümeti “her türlü olasılığa hazır” oldukları açıklamasını yaptı.
Her iki ülke yetkilileri ve bağlı medya kuruluşları halklarımıza kitlesel ölümlerin yanı sıra yoğunlaştırılmış sömürü ve yoksulluk da getirecek olan haksız bir savaşın tarafları olmamız için adeta yarışıyor, sistemli bir propaganda eşliğinde düşmanlık körüklüyor.
Bölgemiz, coğrafi konumu, enerji hatlarının nakil yolları üzerinde bulunması dolayısıyla rekabet ve paylaşım kavgasının yoğun olarak yaşanması nedeniyle uluslararası tekellerle emperyalist ve yayılmacı politikalarının doğrudan ilgi odağıdır. Emperyalist planlarla müdahaleler ve savaşların tarafı olan, halklarımızı acı ve felaketlere sürükleyecek anlaşmaların altına imza atan, ülkelerimizi saldırı üsleri durumuna getiren Türk ve Yunan hükümetleri, burjuvazileri ve tekellerinin Ege ve doğu Akdeniz politikaları ise emperyalist planlar, yayılmacılık ve çatışmalarla doğrudan ilişkilidir, halkın çıkarları pahasına kendi saldırgan çıkarlarının ifadesidir ve bölgedeki diğer sorunlardan bağımsız değildir.
AKP hükümeti kontrolden çıkmış enflasyon ve işsizliği, yolsuzluk ve emek sömürüsünü, kapatılamaz durumuna gelen bütçe açığını, yolsuzlukları, açlık ve sefalete mahkûm eden düşük ücretlerle reel ücretlerdeki düşüşü gizlemek ve gündemden düşürmek için kötülüklerin kaynağı olarak “dış güçleri” hedef gösteriyor. Düşmanlık söylemiyle tarihsel olayları bugünkü çıkar ve ihtiyaçlarının hizmetinde ırkçı, milliyetçi ve gerici politikaların dolgu malzemesine dönüştürüyor. Daha düne kadar Suriye’ye yönelik bir askeri harekâtı kaçınılmaz sayan Erdoğan yönetimi, burada hem ABD hem Rusya’nın “olmazı”yla karılaşınca yönünü hızla Yunanistan’a çevirmiş bulunuyor.
NATO’nun bölgedeki temel dayanağı olarak görünmeye çalışan ve devasa silahlanma programlarına onay veren Atina hükümeti ise Ukrayna savaşı ve diğer yerlerde ülkeyi ABD ve NATO’nun saldırı üssüne dönüştürdü. İşçiler ve halk başta enerji olmak üzere zamlarla boğuşurken, hükümet “AB’nin kontrolü bitti” gibi yalanlar eşiğinde halka ve işçi sınıfına karşı sert önlemler ve baskı uyguluyor. Hükümet yıllardır izlemekte olduğu ekonomik baskı politikalarını, kazanılmış hakların gaspını, işsizlik ve yoğun sömürüyü haklı çıkarmak için AB’nin dayattığı memorandum anlaşmalarını tek çıkış yolu olarak gösteriyor.
Ege ve doğu Akdeniz’deki anlaşmazlıklar iki ülkenin sermayesinin ve tekellerinin çatışan çıkarlarını ifade etmekte ve emperyalist egemenlik ve yeniden paylaşım kavgasına bağlanmakta ve Yunanistan ve Türkiye’nin emperyalist merkezlerle uluslararası tekellerin çıkarlarına bağımlılığını daha da artırmaktadır. Savaş filolarının cirit atması, NATO’nun has üyesi olma konusunda iki ülke arasındaki yarış ve tekelci şirketlerle yapılan anlaşmalar ve pazarlıklar bunun kanıtıdır.
Bu politikalarla Ege’nin iki kıyısında yaşayan halklara açlık, yoksulluk, işsizlik ve baskı reva görülürken, iki hükümet mültecilere ve göçmenlere karşı insanlık dışı uygulamalarda bulunurken, resmi istatistikler kapitalistlerin ve tekellerin kârlarını %300-400 artırmış olduğunu gösteriyor.
Her iki ülkede önümüzdeki yılın yaz aylarında genel seçimler yapılacak. Egemenlerin karşılıklı olarak milliyetçiliği körükleyerek “dış düşman” vurgusuyla oy devşirmeye yönelik gerici propagandaya öncelik vereceği kuşkusuzdur. “Dış düşman” söylemiyle tırmandırılan iki ülkenin milyarlarca dolarlık silahlanma harcamasının yükü “ulusal çıkarlar ve güvenlik” adı altında işçi ve emekçilerin sırtına yıkılacak.
Ege’nin iki yakasında asırlar boyunca kardeşçe yaşayan halklarımızın “ulusal değer ve çıkarlar” adına tekellerin kârlarını artırmaya yönelik rekabetleri ve anlaşmazlıklarıyla emperyalist ve gerici savaşlardan hiçbir çıkarı yoktur. Tersine, Türkiye ve Yunanistan emekçilerinin başta ağır sömürü, hak gaspları, işsizlik, yoksulluk ve güvencesizlik olmak üzere temel sorunlarıyla bunlar karşısındaki talepleri ortaktır.
Yunanistan ve Türkiye halkları umulduğu gibi kolaylıkla sermayenin düşmanlık ve savaş politikalarının peşine takılmayacaktır. Bizler, iki ülkenin işçi ve emekçiler, emek ve demokrasi güçleri, gençlik hareketinin militanları, sosyalist, komünist, devrimci ve ilericileri; halklarımızın, tekellere, emperyalizme, emperyalist anlaşmalarla rekabet ve savaşlara, yabancılara tanınan ayrıcalıklarla sağlanan üsler ve müdahalelere, orduların ülke sınırları dışına gönderilmesi ve bölgesel savaşların tarafı haline getirilmesi dayatmasına karşı mücadelesini örgütleyip geliştirmek üzere el ele omuz omuza çalışacağız.
Hükümetlerin, sermayenin, yerli ve yabancı tekellerin savaş politikalarına karşı birleşelim!
Kahrolsun emperyalizm!
Yaşasın işçilerin birliği ve halkların kardeşliği!
Yaşasın Yunanistan ve Türkiye halklarının dayanışması!
Emek Partisi- Türkiye
Komünist Kurtuluş İçin Yeni Sol Hareket- Yunanistan
