Üç fidanın idamının 54. yılında Emek Gençliği mücadeleye çağırıyor: ‘Emperyalizme karşı bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm’

Üç fidanın idamının 54. yılında Emek Gençliği mücadeleye çağırıyor: ‘Emperyalizme karşı bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm’

Üç fidanın idamının 54. yılında Emek Gençliği mücadeleye çağırıyor: ‘Emperyalizme karşı bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm’

Emek Gençliği; Denizlerin idamının 54. yılında gençliği emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesini büyütmeye çağırıyor. Emek Gençliği MYK Üyesi İrem Taçyıldız, 6 Mayıs’ın ortak mücadeleyi güçlendirme günü olduğuna vurgu yaptı.

Yarın tam bağımsızlık, eşit ve özgür bir dünya talebiyle yükselen gençlik hareketinde öne çıkan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmesinin 54. senesi. Geçtiğimiz seneyi kitlesel eylemlerle geçiren ve büyüyen sorunlara karşı mücadeleyi de büyüten gençler bu mücadeleye sahip çıkarak 54. yılında Denizleri anıyor.

Üç fidanın idamının 54. yılında Emek Gençliği mücadeleye çağırıyor: 'Emperyalizme karşı bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm'

Her sene pek çok ilde Denizleri anan, Dolmabahçe’de gelenekselleşen anma koşusuyla mücadele bayrağını taşıyan Emek Gençliğinin MYK Üyesi İrem Taçyıldız, 6 Mayıs öncesinde Evrensel’in sorularını yanıtladı.

Denizlerin mücadelesini var eden koşullar nasıl koşullardı? 6 Mayıs’ın tarihsel önemi ne? Bugün koşullar değişmesine rağmen bu anı neden hâlâ sahipleniliyor?

Denizlerin mücadelesini var eden koşullar, sanıldığı gibi “uygun” ya da “kolay” koşullar değildi. Aksine, 1960’lar hem dünyada hem Türkiye’de baskıların ve eşitsizliklerin derinleştiği bir dönemdi. Vietnam’dan Paris’e, emperyalist barbarlığın ve faşist baskıların en koyu olduğu dönemlerden biriydi. Ancak bu koşullar, mücadeleyi engelleyen değil, aksine Denizlerin mücadelesini doğuran ve büyüten koşullardı. Bugünden farkı ise şuydu: ’68 dönemi, tüm dünyada halk hareketlerinin etkili olduğu, yani mücadelenin her iki sınıf cephesinden de güçlü biçimde sürdüğü bir dönemdi.

“Öğrenci hareketi antiemperyalizmle birleşti”

Bu dönemde dünya, ABD’nin Vietnam’a gerçekleştirdiği gibi emperyalist müdahalelere karşı direnişlerle sarsılıyordu. Aynı yıllarda mayıs 1968 olayları ile öğrenciler ve işçiler Fransa’da birlikte ayağa kalkıyor, 10 milyon işçinin parçası olduğu genel grev yaşamı durduruyordu. Ortadoğu’da ise İsrail’in işgallerine karşı yükselen tepki, Filistin Kurtuluş Örgütü öncülüğünde Filistin bağımsızlık mücadelesini büyütüyordu. Türkiye, bu süreçte emperyalist politikalar doğrultusunda ekonomik ve siyasal olarak bağımlı hale getirilmeye çalışılan ve bu nedenle gençlik hareketinin antiemperyalist bir karakter kazandığı bir ülke konumundaydı.

Türkiye’de de üniversiteler bu mücadelenin önemli merkezlerinden biri haline geldi. Gençlik, sermayenin denetimindeki eğitim sistemine karşı “bilimsel, özerk ve demokratik üniversite” talebiyle harekete geçti. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının öncülük ettiği bu hareket, üniversite mücadelesini antiemperyalist bir çizgiyle birleştirerek daha geniş bir toplumsal mücadeleye dönüştürdü. Tüm bu tablo içerisinde açığa çıkan bir gerçeğe karşı gözleri yummak da imkânsızlaşıyordu: “Emperyalist barbarlığın karşısında dünya halklarının küçümsenemez bir mücadelesi var.”

Denizlerin 6 Mayıs 1972’de idam edilmesi de egemenlerin açığa çıkan bu gerçeğe karşı verdikleri yanıttı. Amaç onların temsil ettiği toplumsal hareketi durdurmaktı. Ancak bu idamlar, daha geniş kesimler için bir sembole dönüştü.

“Zor koşullar engel değil, mücadele nedeni”

Bugün koşullar elbette farklı. Ancak “Bugün her şey daha zor” düşüncesi her dönem için de sıkça dile getirilen bir düşünce. Denizlerin farkı, zor koşulları bir engel olarak değil, mücadele etmenin gerekçesi olarak görmeleriydi. Bu nedenle 6 Mayıs bugün hâlâ anılıyor ve büyütülüyor; çünkü yalnızca bir idam günü değil, antiemperyalist mücadelenin sembolü. Emek Gençliği olarak biz de onları yalnızca bir dönem gençlik hareketinin önderleri olarak değil, bugüne ışık tutan bir mücadelenin parçası oldukları için anıyoruz.

Peki Emek Gençliği bugün açısından güncel koşulları nasıl değerlendiriyor? Gençliğin yaşam koşulları ve mücadelesi dünyadaki gelişmelerden nasıl etkileniyor?

Emek Gençliği, güncel koşulları emperyalist paylaşım savaşlarının giderek yaygınlaştığı, bunun da gençliğin yaşamını doğrudan belirlediği bir tablo olarak değerlendiriyor. ABD ve İsrail, başta Filistin olmak üzere Lübnan’dan Suriye’ye, Yemen’den İran’a uzanan bir hatta Ortadoğu’yu sürekli bir savaş ve yıkım alanına çeviriyor. Bu savaşlar o coğrafyanın halkları için yoksulluk, sefalet ve ölüm anlamına gelirken, diğer ülkeleri de doğrudan etkileyen bir tablo yaratıyor. Yani yaşananlar yalnızca “uzakta bir savaş” değil; Türkiye gibi ülkelerin toplumsal yaşamını da belirleyen bir sürecin parçası. ​​Çünkü Saray rejimi kendi iktidarını meşru kılabilmek adına bu savaş ortamı içinde konum almaya çalışıyor. ABD ile uyumlu olarak attığı adımlar, ülkeyi emperyalistlerin planlarına daha çok bağımlı hale getiriyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesinin toplam maliyetinin en az 11.5 milyar liraya ulaşması bunun en somut göstergelerinden biri. NATO’nun savaş lordlarını ağırlamak için halkın milyarları akıtılıyor. Bu kaynakların halkın ihtiyaçlarına değil, savaş hazırlıklarına ayrılması, bu tercihin kimden yana yapıldığını açıkça ortaya koyuyor.

“Bu politikalar kampüslerimizi de şekillendiriyor”

​​Yaşanan tüm bu gelişmeler ve izlenen politikalar, doğrudan gündelik yaşamlarımıza dokunuyor. Yurt ücretlerini ödeyememek, yemekhanede fiyat hesaplamak, okurken çalışmak zorunda kalmak… Eğitim politikalarındaki her değişiklik, kampüslerde daha fazla güvencesizlik ve geleceğe dair daha fazla belirsizlik olarak karşılık buluyor. İktidarın okulları tarikatlarla yaptığı protokollerle ve sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacına göre dizayn etmesi eğitimin içini boşaltıyor; yaşanan okul saldırıları da bu politikaların en görünür sonuçlarından biri haline geliyor. Baskı ve yasakları artıran her uygulama, kampüslerde daha çok soruşturma, hukuksuzca gerçekleşen tutuklamalar anlamına geliyor.

Tüm bunlar bize şunu gösteriyor: Bugün karşımıza “tekil sorunlar” gibi çıkan bu başlıklar, aslında çürümüş bir düzenin sızıntılarıdır. Saray rejimi de bu sızıntılarla baş etmeyi çözüm gibi sunuyor. Örneğin yakın dönemde okul saldırılarına karşı ‘çözüm’ yeni kısıtlamalarda aranırken okulların tarikatlarla kurduğu ilişkiler, çocukların eğitimden koparılması gibi sorunlara dair hiçbir adım atılmıyor.

Emek Gençliğinin 6 Mayıs sloganı da bu koşullardan yola çıkarak sesleniyor: “Emperyalist savaşlara karşı bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm!”

Üç fidanın idamının 54. yılında Emek Gençliği mücadeleye çağırıyor: 'Emperyalizme karşı bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm'

Sizce gençlik mücadelesinin ilerlemesinin önündeki engeller ne? Bu engelleri aşabilmek adına 6 Mayıs’tan nasıl dersler çıkarıyoruz?

Denizlerin mücadelesinden çıkarılabilecek önemli derslerden biri, mücadelenin dağınık ve kendiliğinden değil; merkezileşmiş ve bir devrim perspektifine bağlı olarak yürütülmesi gerektiğidir. Onlar, ’68’in alanları dolduran bir gençlik hareketiyle yetinmemişlerdi; bu hareketin süreklilik kazanması için bir siyasal hat arayışına girmişlerdi. Bu arayış onları Marksizm ile buluşturmuştu. Bu siyasal yönelim aynı zamanda antiemperyalist bir mücadele anlayışını ve halkların kader birliğini gözeten enternasyonalist bir bakışı da içeriyordu.

Bugün de gençlik içerisinde yön arayışları sürüyor. Geçtiğimiz yıl gerçekleşen 19 Mart protestoları, büyük bir toplumsal tepki olmasına rağmen, bu tepkinin kalıcılaşması için yaşanan sınırları açığa çıkardı. Mücadelenin hangi siyasal hatla süreklilik kazanabileceği sorusu daha çok tartışılır hale geldi.

Bugün Türkiye’de de farklı alanlarda çok sayıda mücadele örneği ortaya çıkıyor. İşçilerin grevleri ve direnişleri, maden işçilerinin yürüyüşleri, öğretmenlerin eğitimdeki saldırılara tepkileri, gençlerin yemekhane ücretlerine karşı eylemler, KYK yurtlarındaki koşullara karşı çıkışlar, Mesleki Eğitim Merkezlerine (MESEM) tepki…

“Mücadelenin ortak bir hat bulması gerek”

Ancak farklı alanlarda açığa çıkan mücadeleler, ancak birbirine eklemlendiği, süreklilik kazandığı ve halkların kader birliğini gözettiği ölçüde gerçek bir güç haline gelebilir.

Denizler de biliyordu ki emperyalist düzene karşı mücadele, farklı coğrafyalardaki halkların birbirini besleyen deneyimleriyle güç kazanabilir. Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey, mücadelemizi antiemperyalist ve enternasyonalist bir hatta merkezileştirebilmek.

Savaşa ve NATO’ya karşı mücadele

Peki Emek Gençliği 6 Mayıs’ta nasıl bir mücadele rotası koyuyor önüne?

Emek Gençliğinin 6 Mayıs’ta önüne koyduğu mücadele rotası, dağınık ve parçalı mücadeleleri ortak bir hatta buluşturma hedefinde. O nedenle geniş gençlik kesimlerinin talepleri etrafında bir mücadelenin büyütülmesine çalışıyor. Bu talepleri savaşlara, yoksulluğa, baskıya karşı eşit ve özgür bir dünyayı inşa etmenin adımları olarak görüyor.

Bu mücadele hattının önemli başlıklarından biri, yaklaşan NATO zirvesi ve artan savaş politikaları. 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek olan NATO zirvesine hazırlanırken “ABD-NATO üsleri kapatılsın, NATO’dan çıkılsın, NATO dağıtılsın.” olmak üzere bu 3 talep etrafında mücadeleyi ilerletmeye çalışıyoruz. Üniversitelerde savaşa karşı olan her gencin katılabileceği gruplar kuruyoruz.

Bunun yanında gençliğin en yakıcı sorunlarından biri olan yoksulluğun etki ettiği eğitim ve yaşam koşulları. Bu eksende liselerde, üniversitelerde “parasız, bilimsel, laik ve demokratik eğitim” talebini büyütmeye çalışıyoruz. Bütçenin sermayeye değil gençliğin günlük yaşamına ayrılması bu talep altındaki önemli başlıklardan biri. Özellikle MESEM programının iptali, nitelikli mesleki eğitimin sağlanması da çalışmamızın başlıca gündemlerinden.

İktidarın yarattığı her türlü sızıntıyı derinleştirerek bu çürümüş düzenin yerle bir olması esas hedefimiz. O nedenle sızıntıları durdurmak ile değil, bu sızıntıları üreten düzeni değiştirmek ile ilgilenmemiz gerekiyor.

Emek Gençliği bu 6 Mayıs’ta Denizleri nasıl etkinliklerle anacak?

Her sene olduğu gibi bu sene de Ankara’da Karşıyaka Mezarlığında Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i mezarları başında anacağız. Anma programımız 6 Mayıs günü saat 12.30’da başlayacak. İstanbul’da Denizlerin 6. Filo’yu denize döktüğü Dolmabahçe’ye koşmak için 6 Mayıs’ta saat 18.00’de Taksim AKM önünde buluşacağız. İzmir’de 9 Mayıs saat 19.00’da Aşık Veysel Açıkhava Tiyatrosunda yaptığımız anma konserinde “Denizlerin yolunda antiemperyalist mücadeleyi büyütmeye” şiarıyla buluşacağız. Bu planlar dışında daha birçok şehirde yapılan anma, söyleşi, panel ve etkinliklerle Denizlerin mücadelesini andığımız buluşmalar gerçekleştireceğiz.

Paylaş: