Yasaklar Keyfidir, Kabul Etmiyoruz Demokrasi İçin Mücadele Ediyoruz

Yasaklar Keyfidir, Kabul Etmiyoruz Demokrasi İçin Mücadele Ediyoruz

Ülkede yasaklamaların gelmediği tek bir gün yok gibi. Konserden, festivale, etkinlikten, kapalı salon toplantılarına, parti toplantılarına varıncaya kadar geniş bir yelpazede yasaklamalar getirilirken, pek çok ilde sanatçıların konserleri yasaklanıyor. Melek Mosso’nun Isparta konseri “ahlak tartışmaları” üzerinden yürütülen bir kampanya sonucunda programdan çıkarılırken, Aynur Doğan’ın ikinci bir konseri daha iptal edildi. Kürtçe müzik yapan Mem Arat gibi sanatçılar da, muhalif Karadenizli müzisyenler de aynı iptallerle karşılaşıyor.

Birbirinin ardı sıra illerde verilen bu kararlar yasaklamaların halkın yaşamının her alanına dair olduğunu göstermiştir. Özetle artık sadece politik içerikte eylem, basın açıklaması, mitingleri de aşan yasaklamalar söz konusudur. Tıpkı Pandemi döneminde kendi kongreleri dışında her türlü bir araya gelmeyi engelleyen AKP iktidarı, bugün de “canının istemediğini” yasaklıyor. Artık gerici yasaları eğip bükmek dahi iktidarın ihtiyacını karşılamaya, toplumsal muhalefeti dizayn etmeye yetmiyor. Ne sebeple olursa olsun yan yana gelmeyi engellemek adına devlet, kendi koyduğu yasalara uymuyor, uyamıyor.

AKP iktidarı kendisi gibi düşünmeyen, yaşamayan, düşünmeyen herkese her şeye düşman. Kürtçe müzik yapanlara tahammülleri yok, İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkan kadın sanatçılara öfkeliler, Karadeniz’in doğasına sahip çıkan sanatçıları cezalandırmak istiyorlar. Gençler festivallerde buluşmasın, LBGTİ etkinleri hiçbir yerde yapılamasın diye çabalıyorlar.

Bütün bu yasaklamalar yaratılmak istenen ve tüm ülkeye dizayn edilmek istenen yaşama biçimi ile ilgili. Tek adam iktidarı ülke halkının dinleyeceği müziğe de, izleyeceği filme de müdahale ederken bu durum hukuk tanımazlığın ve keyfiliğin somut örnekleri haline geliyor.

Son derece açıktır ki hukukun hiç işlemediği, rafa kaldırıldığı, kararların tamamen keyfi verildiği ve yasaklamaların esas haline getirilmek istendiği bir dönemden geçiyoruz. Valilik ve kaymakamlıkların keyiflerince aldığı bu kararlar tek adam iktidarının ülkeyi yönetme biçiminin yansıması. Devletin her kademesinde, sırtını iktidara yaslayan her görevli,bulunduğu yerin tek adamı olarak bir gecede kararlar verebilecek kudrette görüyor kendisini. Bu şekilde konserler iptal ediliyor, etkinlik programları değiştiriliyor.

Öte yandan ülkedeki yasaklamaların söz konusu durumla sınırlı olmadığını da görüyoruz. Geçtiğimiz haftalarda Adana, Rize, Eskişehir, Van’da her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşünün il genelinde yasaklanmasına ilişkin Valilik kararları ilan edildi. Dersim ve Van’da, 2016 yılındaki OHAL döneminden bu yana her türlü eylem ve etkinlik yasak.

Toplanma ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin kuralları düzenleyen 2911 sayılı yasa, mevcut haliyle dahi gerici ve engelleyici bir nitelikte iken, bu keyfi yasak uygulamalarıyla 2911 sayılı yasaya dahi rahmet okutuluyor. Hukuk normlarının istisna hallerinde düzenlediği yasaklar, olağan hale getirilmiştir. Temel hakları koruyan uluslararası sözleşmelere ise uzun zamandan beri göz kapatılıyor, mahkeme kararları görmezden geliniyor.

Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin, açık ve kapalı salon toplantılarının iller genelinde yasaklandığına ilişkin duyurulan Valilik kararları en temel ve hak ve özgürlüklerin askıya alınması demek. Mevcut yasaların tamamına, Anayasaya aykırı, evrensel tüm norm ve kuralları hiçe sayan bu uygulamalar demokrasi, hukuk devleti namına ülkede bir şey bırakılmadığını açıkça gösteriyor.

Aynı durum siyaset yapma, siyasi parti üyeliği gibi en temel hakka ilişkin saldırıda da yaşanıyor. Mevcut yasaya göre siyasi parti üyeliğine engel olmayan cumhurbaşkanına hakaret suçu yasalar eğilip bükülerek bu duruma sokulurken yargının bu durumun uygulayıcısı haline geldiğini görüyoruz. Genel Başkan Yardımcımız Umut Yeğin’in parti üyeliğinin düşürülmesine ilişkin yürütülen yargı süreci açıkça bu durumu göstermiş olup, cumhurbaşkanına hakaret suçlamasının yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa göre siyasi parti üyeliğine engel olduğu gerekçesiyle açtığımız dava reddedilmiştir. Sürecin hukuki olarak takipçisi olduğumuzu, kararın Bölge İdare Mahkemesine taşındığını da bu vesile ile belirtmek isteriz. Partimizin maruz kaldığı bu uygulama geçtiğimiz hafta cezası onanan Canan Kaftancıoğlu için de uygulanmaya çalışılmakta olup, tüm muhaliflerin siyaset yapmasına engel olunmaya çalışıldığı açıkça ortaya çıkmıştır.

Siyasi iktidar işi öyle bir noktaya getirmiştir ki istediği düzenlemeyi istediği hale getirerek hukuku tamamen rafa kaldırmıştır. Bu durum ülkede yaşayan hiç kimsenin hiçbir yasal güvenceye ve korumaya sahip olmadığı anlamına gelmektedir. Her konu iktidarın istediği biçimde eğilip bükülmekte ve kılıfına uydurulmaktadır. Bu son derece endişe verici durum tek adam rejiminin faşizmi adım adım inşa ettiğiniz göstermektedir.

Kaldı ki uzunca bir zamandır yargı, muhalifleri cezalandırmak için kullanılmakta, suç yaratarak, delil olmaksızın cezalar verilmekte, cezaevleri politik nedenlerle tutuklu olanlarla doldurulmaktadır. Yargının talimatla çalışıyor olması tüm ülkenin gözünün önünde yaşanmakta olup, bu durum hukuk güvenliğinin kimse için olmadığı ciddi tehlikeleri barındırmaktadır.

Ülkedeki mevcut hukuk kırıntıları yok edilerek tek adam rejimi kalıcı hale getirilerek, faşizm adım adım inşa edilmeye çalışılmaktadır. Tüm bu yaşananlara dair toplam sözü, sesi, mücadeleyi inşa etmenin ne kadar önemli olduğu ise ifade etmeye bile gerek olmayan bir gerçektir.

Bu nedenlerle, Türkiye Barolar Birliği başta olmak üzere ülkenin tüm Barolarının, hukuk örgütlerinin toplam sözü son derece önemlidir. Hukukun, tüm ülke için hukuk güvenliğinin yok edildiği, keyfiliğin iktidarının kurulmaya çalışıldığı ülkede özgürlükler, demokrasi ve hukuk mücadelesi esas ve temel bir görevdir.

Partimiz, bu yasaklara karşı  demokrasi mücadelesini sürdürecektir.

EMEP PARTİSİ

Genel Merkezi

Paylaş: